Pazartesi, Kasım 11, 2013

mumlu dilek

beni de sev istiyorum
Anneni Babanı Kardeşini,
Tanrıyı sevdiğin gibi
yani vazgeçemediklerin gibi
(B)eni de sev,
vazgeç(e)me...

Çarşamba, Kasım 06, 2013

ayak altından uzak

manyaklar gibi sevmek
hatta mutluluktan
ciğerlerin patlarcasına koşmak bile isteyebilirsin
ama illaki gün gelir
ölüp cehennemin dibini boylamayı düşlersin

Pazartesi, Ekim 28, 2013

sanrılar

Balmorhea - Remembrance 

bazen ölürsün
ve kimseler farkına varmaz.
ağlarsın kendi mezarına,
toprağını avuçlarsın,
kimseler görmez,
kimseler anlamaz.
anladıklarını sanarlar,
anlamış gibi yaparlar,
ama sen ölürsün,
onlar yaşarlar...

Çarşamba, Ekim 23, 2013

"korkma"dım ki

belkilerimiz vardı bizim
ve kocaman bazenlerimiz.
ben bir ihtimalle yaşadım,
sen ne olur ne olmazla.
ben hep birinci çoğul dan yanaydım,
sense tedirgin bir birinci/ikinci tekillik yandaşı.
ben -ecekli bir zaman hayal ettim,
sen -dili geçmişi kovalamaktaydın.
ben hiç umut yok mu dedim,
sense bir ihtimal daha var,
o da sessizlik dedin.
velhasıl kelam,
sen geldin,
ve hiç gitmedin...

Perşembe, Ekim 10, 2013

eline sağlık

biliyorum
beni hiç istemeyeceksin
hatta birgün,
hayatında birisini istediğin zaman bile
"beni" istemeyeceksin
ama işte, ben seni sevdim
ve seveceğim
senin "adam"ın olamasam bile
sen beni "adam" ettin...

Çarşamba, Ekim 09, 2013

sevginin en saf hali / çocuk şiiri

kime söylesem seni sevdiğimi
gülüyorlar,
hani gülüyorlar dediysem
gülümsüyorlar.
sonra dönüyorlar
bana birdaha bakıyorlar
"gözlerinin içi gülüyor" diyorlar
kime söylesem seni sevdiğimi
" ne güzel sevmişsin" diyorlar
"başka bakıyorsun,
başka söylüyorsun,
hatta başka gülüyorsun" diyorlar
bi sana söylediğimde seni sevdiğimi
gülmedin
bi sana söylediğimde
başka baktın
başka gördün...
kime söylesem seni sevdiğimi
seviyorlar...

Cuma, Ekim 04, 2013

pamuk ipliği

ne öldüm
ne yaşıyorum
bilmem hangi taraftayım
kafam karmakarışık
bir garip araftayım

Perşembe, Ekim 03, 2013

yolculuk nereye?

Dinleyiniz
Başar Dikici - Serhan Yadsıman / Bir Kızıl Gonca


şimdi sen gidiyorsun ya
ardına bile bakmadan,
benim kulağımda bir sen çınlar.
seninse ruhun bile duymaz kendi sesini.
sarılırken ben sessiz çığlıklarıma,
sessiz kelimelerinin nefesini yastık yaptım.
dedim ya, farkında değilsin ama
bağırıyorsun ardımdan
"sus" diye...
peki bu inat,
bu bekleyiş,
bu belirsizlik,
bu yüreğimdeki dinmeyen acı niye???
acıyor herbir zerrem
ve sen biliyorsun nedemek
her zerrenin acıması
gözüne kaçan çöpün
taa kalbine batması...
yararı yok artık aldığım nefesin bu bedene
ve hiç faydası olmadı kal densede gidene
ama Sen
gitme KAL yinede...

Salı, Eylül 24, 2013

gönlümün kantarı

bazı şeyleri ölçemezsin
mesela sevgiyi
kollarını açabildiğin kadardır sevgi
gözlerini yumabildiğin kadar
ve bazende
çeneni tutabildiğin kadardır sevgi

Pazartesi, Eylül 23, 2013

ilk söz: merhaba

merhaba ankaram,
merhaba sevdiğim,
merhaba sonbaharım,
merhaba yağmurum,
merhaba gözümün nuru,
merhaba Huzurum.
giderken dönüp baktığım
usanamadığım
yanında kaldığım
itilmedikçe kaçamadığım
merhaba en derinde yer edinen
işte şimdilik dilimde sadece
merhaba...

Cumartesi, Eylül 14, 2013

bir nefes kadar

Erkan Oğur - Pencere Önü Çiçeği


gitmedim hiçbir yere
bak, bak burdayım,
ne sırtına yük
ne ayağına çelme
bildiğin destek, tam yanındayım.
hatta farkında değilsin
kanındayım.
canım burnumda,
nefessizim,
sessizim,
ama sadece
bir göz kırpış kadar uzaktayım.
ölüm kalım var amma
bi el koymadan taşının altına
göçmem bu dünyadan
gitmem dağlar ardına.
sus oldu sesim
bin iğnedir yüreğimde seni göresim
ve tek birdir dileğim...
bükük bileğim
ve açık avcum
aşk dediğin yer kaplamaz
sadece iki avuç yüzyüze selam durur
eller de birbiriyle halvet oldum mu
dertler gider intahara durur...


(Not : ben okusam size bunu keşke, güzel oldu sanırım, kendimce...)

Perşembe, Eylül 12, 2013

bekle dedi annem

hey gidi turuncu sonbahar
yaptın yine yapacağını
eğdin başımı önüme
düşürdün yağmurumu yüreğime
elimde kelepçe
gözlerim kör
dilimse dağlandı bir süre
sus oldu dışım
içimse, üşüyorum
bildiğin kışım...

Cuma, Eylül 06, 2013

olmayacağım bir salı sabahı

olmayacağım bir salı sabahı
ardından bunca zamanın.
olmayacağım işte,
bir anda
duman olmuşcasına
"yok" olacağım.
bomboş gelicek etraf bensiz
farketmeyecek kimse,
ve farkında olacak birkaçınız.
aslında benim etrafım bomboş olacak,
sensiz...
ve ben de,
sadece farkedeceğim birkaçınızı,
hatırlayacak acaba kaçımız, kaçımızı.
süpürge edip saçımızı
kan gelene kadar
kendimizi hırpaladığımızı.
neyse işte,
hatırlayacağız, modern işgence anlayışımızı.
olmayacağım bir salı sabahı
ve kimse su vermeyecek bir süre çiçeklerime
ve sararacaklar
sonra farkedilecekler
ve birileri onlarla beraber hatırlayacak beni de
seveni de, belki sevmeyeni de.
ben kazandım kazanacağımı
ötesi lazım değil artık,
ben gider, kalan sağlar sizin olsun
bedenim artık özgür
ruhum
kazandıklarımın olsun...

Perşembe, Eylül 05, 2013

yağamadım bir doya doya

böyle ana avrat sövesim var
boğazım yumruk yumruk
dilim tutuk
derdim yok
derdim çok
istediğim minicik huzur
elbet bende de var kusur
dilimde günlerdir
"şükürüm çok,
bir okadar da bilmiyorum"
ve canım acıyor
sebepsiz
jilet kesiği gibi değilde
daha hafif ama daha çok
ya anlatamıyorum işte hepinize
susuyorum yeri geldikçe
ve bağırıyorum zamansız
yorgunum anlasanıza
hiçbir derdim yok(çok)
ama
yorgunum
canım yanıyo...

Pazartesi, Ağustos 26, 2013

korkmayın, helal edeceğim

ağzımın içi zehir gibi
huzursuzum
yani bildiğin tadım tuzum yok
"çok şükür"üm bolca
ve bir okadar da "ne biliyim"
şimdi bak sana şöyle söyleyim
içim acıyo bazı bazı
bildiğin acıyo,
böyle batar gibi,
keser gibi,
yakar gibi...
bazen de üflüyo sanki rüzgar yanıkların üstüne
serin serin, iyi geliyo
bazen nefes alıyorum, "aldım" diyorum
bazen bi tıkanıyo boğazım
boğuluyorum, gözyaşlarımda
kurşun yemek boğulmaktan evla biliyomusun
tek atış, hoşçakal hayat
ama boğulmak öylemi
hah şimdi oldu bak, evet, adı bu
bilinmezlik, belirsizlik
durdu bak dilim
elim
yüreğim
şimdi, şu anda
bilinmezliği, belirsizliği, beklemeyi,
işte yazamadım hiçbirini yine
siz bi bakın içinize
hepsi var nasılsa içinizde...

Cuma, Ağustos 02, 2013

bu dünya ne sana ne de bana kalmaz

mabel matiz'den sultan süleymanı bir dinleyin derim...

beş para etmezliğimi hissediyorum
damarlarımda, ılık ılık akan
ve hiçbir işe yaramayan ellerim
tellere dokunmayan parmaklarım
boşa harcadığım nefesimi hissediyorum.
yatıp duran aklıma
kalkmak bilmeyen kaşıma
görüp kaale almayan gözüme isyanım.
beş para etmem.
çalmadan, söylemeden hissettiğim şey, bomboş...
tüylerimi diken diken eden notalar var dünyada
ve içim var kocaman
o notalarla dolu
dilim dolansada kimi zaman
söylerim ben yürekten
bilen bilir
duyan hisseder
kimi dayanamaz kalkar gider
kimi inci yaşlarını döker.
şükür ki döndü geldi Osman
saolsun getiren de, gelen de.
şimdi notaları saçma zamanı...

Cuma, Temmuz 26, 2013

hayr için de şer için de, biraz cesaret

ölmem
korkma
merak da etme
ölmem...
ölmem de,
kocaman bi delik olur
tam burda, taaa içimin ortasında
bi delik, yüreğime değen
sağı solu yele veren
tam içimi ele veren
biraz kalıp
biraz çekip giden
dedim ya, ölmem
dönmem
durmam da ama
yatışırım
karışırım
sallanırım her esintiyle
içim acır
gözüm kanar
dilim yanar
ama korkma sen
ben ölmem
ben ölmem...

Pazar, Temmuz 14, 2013

sükûnetle

"sessiz ol" dedi melek
"sakin ol biraz"
sağımdan seslenerek
"ne olur kaçırma beni yanından
tek ihtiyacım sükûnet
ve huzurla omzuna yaslanmak
anladığım kadar anlaşılmak"
dedi, melek...
gözlerimin içine baktı
gözlerinin içine baktım
içim alev aldı
yer gök alev aldı
bir rüzgar esti ufuktan
alevlerimiz harlandı
ve birbirine karıştı,
tek bir huzur
iki gönülde aynı yandı...

Cuma, Temmuz 12, 2013

daha önce hiç tövbe etmedim, bu da sonuncusu

var evet
benimde koca koca hatalarım
yanlışlarım
yapmamalıydım dediklerim
yine de yaptıklarım
dönüp bakıp ulan-ladıklarım
biliyorum,
farkındayım
kaç klişe geliyor aklıma
"ikinci şansı herkes hakeder"
"hatasız kul olmaz"
gibi gibi....
yine de kocaman bi adamım ben
kimisine göre beş para etmezken
kimisine göre yüreğim var benim.
benim de hayatımda dönüm noktaları var
ben de insanım
mükemmel değilim
ve olmayacağım
şimdi bir dönüme rastladım
kendimi duydum
derinden seslendi
geldi günyüzüne
ve siz inanmasanızda
Tanrı inanacak
dilimdeki öncekiler için olan tövbelere...

Perşembe, Temmuz 11, 2013

insan müsveddesi

çok kızgınım
hani dilim varmıyor anlatmaya
öyle kızgınım
"sen kimsin ki?" diyesim var
ulanlarım var boy boy
ve h...adi ordanlarım!
yatacak yerin yok derler ya
öyle işte
hani o dilinden düşmeyen
hani o çok bildiğin şeyler
işte onlardan biridir
yediğin kul hakkıdır
farkında değilsin
gerisin
iticisin
sevimsizsin
hepsini de bildiğinden
işte böylesin
hiçsin
insan değilsin
dedim ya demin,
yatacak yerin yok senin
...

Pazartesi, Temmuz 08, 2013

şimdinin ve sonranın hakimi

satırlarımdaki sessizlik,
ben değilim susan,
ki, susmadım ki
hiç konuşmadığım gibiyim
avaz avaz elim ayağım
hem kupkuru
hem huzurlu
dilim damağım...
gözüm gökte
huzurlu bir bulut
bin bulut
kah yağar, kah gölge eyler yüreğe
hem güneş, hem yağmur, hem gölge
huzurun adı zaten başka denir neye.
neye denir biliyor musun?
bulut var dedim
sonra kendiliğinden biten kırçiçeği var
sapsarı huzur işte
basbaya huzur
koca koca kırmızı çiçeklerin kızları o kırçiçekleri
sonra morlu beyazlı menekşedir huzur
kırık bir daldır
yanaktaki al'dır
beş tane çam ağacıdır
arşınladığın ara sokaklardır
dedenin yanı
ananın kucağıdır huzur
koca evin ortasında yalnız kaldığında
nerdesin dediğindir
yazarken satırı
boğazın düğümlendiğinde
nerdesin dediğindir huzur
dedemin mavi gömleğidir huzur
üstünden 30 sene de geçse
değişmeyecek...

salıncağın zinciri

kaçtır elim satırlarda
yazıp yazıp bozuyorum
esip gürleyip
tozuyorum
kimisinde taaa en derinden geleni sildim
kimisinde istediğime sustum,
dedim ya
yazdım yazdım bozdum.
korktum çok
çünkü çok oldun,
ben çok dedikce
baktım ki
yok oldun.
sustum
içimde tuttum...
tutamadım gerçi
taşıyorum alenen ve uluorta
ve mantıklı olsam da
sakin ve selim kafa
işte durdurmuyor-sun.
susmaktan korkuyorum
söylemektense daha fazla
amma bilirim
hiçbişey yolunda olmaz
yetinmeden azla.
zar yok elimde busefer
ve benim hikmetim değil dilimden dökülenler
ya sabrı doladım dilime
bir hüzün çöktü yersiz, eteğimin dibine
mutsuzluğa gayrı tahammulsüz bu ruh, bu beden
binlerce iğne beynimde,
bir gelip bin giden
benim aklımsa sadece, yüreğimde
aklım ile birlikte, sadece yüreğimde.
bir yol ver Ya Rab,
sus dudaklarıma su
sessiz kulaklarıma hu olsun
ve dileğimdir
bu son olsun........

Pazartesi, Haziran 24, 2013

nokta (.)


Göksel Baktagir - AĞLAMA


öyle zamanlarda duydum ki bu notaları
farklı anlar
farklı duygularla,
uzak ellerde
bilinmez yerlerde,
kimisi elde
kimisi dilde.
şimdi ise,
hüngür hüngür bir ağıt içimde
ve hatta gözlerimde
günün bu saatinde,
elim titrek
gözüm ıslak
yarım yamalak
en son nezaman sıkıştı böyle kalbin be ahmak?
yine ağıda sebep bulamamak,
kalkıp gitmekle
bokyemeyip oturmak arasında kalmak,
darlanmak
bunalmak!
ha bişeyi anladım ama,
benim harcım değil yalnız kalmak
sanırım herşeyi elime yüzüme bulaştırdım hep
nere gitsem olmadı
nere dursam kalmadı
neye baksam kırıldı
arkam döndüm, darıldı
koca koca sözler eden adam gibiydim
içimde aslında incecik bir dal
kendi kendime kırıldı,
yırtıldı içim şimşek çakan gök misali
ama yağmaktan gayrı yoktu yapacak,
yağdım.
yağmur koktum önce
sonra yavaştan bir kahve kokusu
kahveye karışan huzur dokunuşu
biri bin eden, bini bire çeken
derdi alan, huzur veren
bir gelen, iki giden
olabilen
olabilemeyen
söyleyemeyen
sorduğumu bilmeyen
sordum mu, bilmeyen
kahve kokusu işte
çekirdeklerle lokumlara karışan
içimdeki adamla yarışan
ve çok şükür ki kazanan
kahve kokusu işte
hiçbir içeceği daha fazla sevmeyeceğim bu gidişle (nokta)

Cuma, Haziran 21, 2013

teşekkür


ARGISHTY - ''Akh inch lav e'' ( dinleyerek okuyunuz )

yazıyorum işte
sıkıntı yok.
çok şükür bi yandan,
bi yandan hay lanet hay bin kunduz
bildiklerimle bilmediklerim birbirine karışırken
yeni bildiklerimle eski dediklerim çarpıştı,
aklım karıştı
fikrim karıştı
baş yastıkta
sızıldı kalındı.
inanırmısınız, düşündüm ben,
sessiz ve sakince
tavana baka baka
bazen boşluğa bata çıka
gözlerim tek bi hizada,
kulak duymazken
içim almazken yediklerimi hatta
ve ağlarken her bir hücrem
düşündüm.
uzun zaman önce başladım düşünmeye
ve düşündükçe farkettim ki
olanların farkına bile varamamışım ben bugünece
aptalmışım,
akıllı etmeye çalışmışınız siz beni hep,
yavaş yavaş anlamışım herbirinizin ne demek istediğini
işte demek ki, düşünmek lazımmış.
gerçi ben düşünüyorum diyorum da
benim dememle olmaz,
siz göreceksiniz ki
olduğunu bilelim.
hakikaten bir garip adamım
öyle yoktur ciddi bir fesatım,
en kötü huyum
durup durup ağlarım.
üzülürüm bin yıl önceki üzdüklerime bile
sanırsam ve umarım, biraz bile olsa, insanım...

Salı, Haziran 18, 2013

bazen gibi

hiçbir güzellik kolay değildi
değildir
ve olmayacakta
emek, varya hani emek
işte onu dökmeden
alın terin toprağa düşmeden
için pırpır etmeden
zorlukların alayına göğüs germeden
olmaz, tadı çıkmaz, anlaşılmaz
uçar gider elinden.
asansörle çıkan, asansörle iner demiş birisi
halbuki tırmandığındaki o son merdivenden sonraki soluk,
ardına baktıgında gördüğün yol,
uzun ve belki de bozuk,
işte hazzı odur,
ve yanıbaşında bi rüzgar,
bir fısıltı en tepede senle, seslenen.
hiçbişey kolay değildi
ve olmayacakta.
en başında ben zorum kendime,
ama alıştım yorulsamda ben bana
ve yorgunluk dururken yanıbaşımda.
inanmazsınız, hafifliyorum kendime,
hem de ben gibi,
olduğumla bir gibi,
anlar gibi,
anlatabilir gibi,
"hani herzaman olsun dediğin
bazen gibi"

Çarşamba, Haziran 12, 2013

Zümrüdü Anka

şimdi ben kimim ki?
kimdim de, kim oldum ki?
ne der idim, ne dedim, ne diyorum?
nereden geldim, nereye gidiyorum?
kendimden başka kimseyi ayletmiyorum...
ammaa zaman, insan, olan, biten, giden, gelen, kalan
durup düşünebildiğim an
yatıp uyuyamadığım zaman
darlanmış boğazımda kelimeler
bu sefer sanki
aynı değil heceler...
bi şekil şimdi geceler
bi şekil elim, yüzüm,
neler gördü bu iki gözüm
yanlışlarımdan derbeder
her şerde bi hayr var der.
umudumu hiç gömmedim,
çok sandım da
aslında hiç ölmedim...


Perşembe, Mayıs 23, 2013

dikenli tellerim

Sezen Aksu - DUA

duymuyor muyum
ya da görmüyor mu gözlerim
sanar mısın okumayı unuttum
ben sadece dilimi tuttum, tutuyorum...
günün eziyeti tiksindirirken
aldığım havadan
içtiğim sudan,
koşarken bedenim zamanda
ve koşarken kanım damarımda
kifayetsizlerle boğuşurken
insan olmayanların arasında
hala insan olmaya çalışarak
kimi zaman iyiliklerimden bile arınarak
boğularak
yorularak
kusarak
ağlayarak yaşıyorum
sığmıyorum taşıyorum da
ne anlatabiliyorum
ne de taşıyabiliyorum...
bağırırken susmayı
susarken haykırmayı diliyorum
içimin içine ediyorum
duruyorum
dinliyorum
tanrıdan af diliyorum...
bir rüzgar esiyor zaman zaman
kızılayın ışıklarında
bi kahve kokusu
bir pazarcı bağırtısı
bazen motorda yüzüme çarpan serinlik
bazen gözüme değen derinlik
azad-ım kendimden bile
korkuyorum
hem de çok korkuyorum
hep de korkmuştum
neyseki anam babam koruyorlar
sonra kardaşım var benim kocaman
doslar var, canlar var
beni bilenler, bilmiş olanlar var
bilmişliğinden  vazgeçmicekler var
işte onlar
sen, sen ve siz
tek avuntum...
bir damla yürek bırakabildiysem
benden bir damla,
daha ne gerek bu meczup adama...

Perşembe, Mayıs 02, 2013

yaşadığını bilmek, biryerlerde...

şimdi ben ağlamak istiyorum diye
ayıp mı?
ya da günah mı?
yazık mıdır gözlerime?
dökebildiklerimden hiç hayıflanmadım
gün oldu üstümü ıslattılar
gün geldi içime aktılar
bazen başıma dikilip tepemden baktılar
bazense hiç takmadılar...
işte böyle yaşadık onlarla
yaşamaya da devam ediyoruz
gözlerimize geliyoruz
kah dökülüyoruz, kah ıslatıp geri dönüyoruz
bir düğüm, her şekilde boğazımızda
acımızla yutkunuyoruz...
çok şükür anlayanım var
bukadar zamanda bile bildirebilmişim
bilinebilmişim...
hiçkimse değilmişim ya,
biryerlerde yaşıyorum ya hala, hep...


Perşembe, Mart 07, 2013

bazen, bazen bile yoktur.

Sezen Aksu - DUA (ağlamadan dinleyip okumaya çalışın)

ben şimdi bir ağlasam
dökülür notalar gözlerimden
ellerim ıslak
tellerim paslı
nefesim yarım
müziğe özlem
kendim kayıp
bir an gözümü açıp
olan bitene ayıp
nerdeyim demeli, kendine...
boğazlarımızda düğümler
herdaim, gelişler ve gidişler
bir koşturmacada beden
ve ruh sürüklenmekte peşinden
bugün üşendiklerimiz
yarının vakitsizliği
kendinden korkmak
dağlara yollara bakmak
herşeyden geçmek de
kendinden kurtulamamak...
bir hadilersin
hadi dersin
adım atar gibi yaparsın da
farkına bile varmadan
geri geri gidersin
ne kadar ucuz saatlerimiz
ne kadar ucuz dilimizden dökülenler
ve ne kadar imkansız geri almak
bir saniyeyi
ve bir sesi bile
dudağımızdan uçan,
bakmakla yetinmek kalır bize
sadece artlarından...

Perşembe, Şubat 28, 2013

sus payı

 Ludovico Einaudi - Una Mattina (dinleyerek okumanız tavsiye olunur)
 
ve öyle başladı işte gün
kendinden habersiz
alarmlar sessiz
beden kendini yataktan kaldırmaya bile yetersiz
beyin umarsız, yersiz.
öylesine bir gün
ne mutlu
ne kedersiz.
sonra yol, her an'ım gibi
sonrası yine aynı,
aynı adam,
aynı surat,
aynı his,
biraz meşguliyet,
bolca boş durma isteği,
yani biraz da nefs.
"de haydi be adam" naraları içimde
umutsuz bi şekilde,
ve sabah sabah
akşam akşam
gece gece
her bir nota, her bir hece,
cesareti çağırırken,
üşengeç beden
zihin hepten terk.
boş durmanın acısı
duvarların sancısı
yalan nefes alıp verişler
yetersizlik hissi
yağmurun grisi.
bin yapılacak şey
yani yapılabilecek şey çok
bir yapacak adam yok
hey gidi boşa harcadığım günüm
boşa harcadığım dünüm
üşendiklerimiz için bulamayacağımız zaman
kalk hadi
kalk be adam...

Salı, Aralık 25, 2012

sahibinden satılık, sıfır gibi "denge"

ey damağımdaki kesik demir tadı
kekremsi hislerim
tatsız tuzsuz sözlerim
ve dilimin ısrarcı yanı...
busefer tam anlamıyla notalar sevketti dökülmeye
yürüdüm geldim halbuki
hava sıcaktı
gerek yoktu
satırlara saçılıp dökülmeye.
kendimi de almıyorum zaten yanıma bu aralar
arada elim bi resim karalar
yok hiç gözümde yaralar
ne önceler, ne sonralar
beynim sünger
bedenim pelte
hani bi adıma yeltense
yıkılıverecek derde.
üç maymunun dördüncüsüyüm
bir elim, diğerini tutmakta
ha yazdım ha yazıcam
biri giderken
biri durmakta,
içim dışımı tutmakta,
dışım içime vurmakta
yansımam kendime dert
derdim bana düşman
ben bi yazdığıma
bi sustuğuma,
hem yürüdüğüme
hem durduğuma pişman.

Çarşamba, Aralık 05, 2012

terbiyesizim, adam değilim (!)

sakinden,
sessizden,
yersizden,
densizden,
-ben de ne dediğimi pek bilmem-
ne dediğini bilmediğini bilmeyenden,
darlanırsın.
ne göründüğün gibi ol,
ne olduğun gibi görün,
sorgulamadan yargıyı,
anlamadan dargınlığı,
hiç düşünmeden karşındakinin kafasındaki yorgunluğu,
tutmayan elini, titreyen dizini,
ve dönmeyen dilini,
aman idam edin emi !!!
yüzsüzlük vardır,
ikiden çok yüzlülük vardır,
bir de iki yüzlülük vardır,
kendine iki yüz,
içinde yaşadığınla
dışına taşırdığın,
öyle anladığınız gibi iki yüz değil
herneyse işte,
vardır hepsi heryerde
ammaa düştü mü baş derde,
tüm içimizin kırıkları yerde
batsın diye bir sorumlunun ayağına
öylece serpiştirilmekte.
hiç iğneyi batırdınız mı ki kendinize,
budağı sokuyosunuz birilerine?!?!?
herşeyi terbiye edebiliriz belki,
aslanı, kaplanı, davarları bile
imkan olsa da
terbiye edebilsek
nefs'imizi
"ben" dediğimizi
benliğimizi
yenemediğimizi...

Cuma, Kasım 23, 2012

2 + 2 = 22

iki yan vardı her bir ruhta
ve iki düşünce,
bir kazana düşünce,
değdi birbirine.
dört oldu önce
ondört sonra
rağmen tüm yorgunluğa
umarsızca, kaçarca
kaçarken hatta
karıştı birbirine
sonuçta matematikti zaten
tüm notalar portede
dört dörtlük bir ölçüde
her bir tam vuruştu konuştuğumuz
akşamın yedisinde
günün iki artı ikisinde
böldükçe akıldakileri
çarptıkça birbirine
ve çıkanları topadıkça kendi aralarında
ve çıkarınca küsüratları
bi kenara bırakıp inatları
ve açıp kanatları
rüzgara bırakmak kendini
bir martı gibi
hür ve özgürce...

Cuma, Kasım 09, 2012

sakarın dilinden dökülenler

elimi, kolumu oynatacak halim yok
karnım tok
sırtım pek
şükür fazla yüküm yok.
benim az'ım sana, senin az'ın bana çok...
saldırgan gözlerimin ışığında
hayatın tadına batırdığım her kaşığımda
acımsı bir tat hep,
öldüğümde, yaşadığımda.
dilimden dökülen,
içimden sökülen
durup duruken
gelip geçerken
içinden gelenle
içine ederken
acımsı bir tat işte,
ve kalır dilde
bu gidişle.
binlerce yıldır
kendi kulağıma fısıldadığım şey
"susmak lazım"
her bir serzenişte.
kimisi çöküşte, kimisi dirilişte
kah çıkışta
kah inişte,
yorgunum,
aynı yerlere
herbir tekrar gelişte.
düştüm ben bin kere
ve kalktım herbirinde
elim kolum
yara bere
kalmışsınızdır
eminim ki sizde
hemde
çok daha beterleriyle
ve herseferinde
yeterleriyle.
ve aldık
kabul ettik herbirini
oldukları gibi
tüm değerleriyle.

Perşembe, Kasım 01, 2012

içimin sol anahtarı


bununla okuyabilirsiniz...
LINK : Gözüm - Dhafer Youssef & Hüsnü Şenlendirici

dinlerken gelir benim aklıma sözler
sesler tetikler
içimde bekler
zamanı gelince
önce tekmeler
sonra ağlarlar
harf harf kağıtları dağlarlar
hem yakar hem ıslatırlar
çünkü kelimelerim ağlarlar
her nota vurdukça içime
bir his düşer zihnime
ve kelamsız hergün
her gece
benden biraz geride
yazamamanın eksikliği
söylediklerimin yersizliği
içimin kimi zaman değersizliği
yarısı yenmiş
gerisi kalmış
yükünü almış
yolun bilmemnekadarı
geride kalmış
duraksız yollar
yapraksız dallar
dağ tepesi karlar
elbet birileri anlar
amma birileri gözünü dört açarken
kimimiz hep yaptığımız gibi
uykuya dalar

Salı, Ekim 30, 2012

yanağından (!) öptüğümün hayatı

sustukça dilime dolanırlar
konuştukça ayağımda dikenli tel
içten içe "durma, sürün" der
dağınık herbir köşe
ve herbirinin yerinde
bambaşka telaşe
parmaklarımda kelepçeler mi var ne
yoksa yeniden mi beynimin tozu
bahardandır diyorlar
severdim eskiden ben bulutları
yağdım mı hala daha aslında.
korkarım yaşlanıyorum
hernekadar anlaşılmasada yüzümden
derin çizikler var yavaştan içimde
basıp gittiğimin hayatı
kaçıp gittiğimin hayatı
benden kaçamadıktan sonra
var mı ki anlamı?

Salı, Eylül 11, 2012

kendi tükürüğünde boğulmak

yazmıyorum  artık
yazamıyorum
arıyorum tarıyorum
soruyorum
bulamıyorum
ne güzel aslında
yazamamak
ve kötü bir okadar
bir de
anlamıyorum
hepbirinizi
kime ne
anlamadığım gibi anlatamıyorum da işte
çünkü aynı bokun başka rengini
bir başkanız
bir başka yerde söyleyecek
yine bir gömlekle
yine bir ütülü pantolon giyilecek
anlayamayacağım
ve anlatamayacağım
yalamam lazım, yutmam hatta
gerekirse, sanırsam onu bile yapacağım.
aklımdakileri almadı satırlarım
kusamadım yuttuklarımı
anlamayacaksınız diye
ve ben olduğum için yine
susacağım burada biryerlerde.

Perşembe, Temmuz 19, 2012

yüreğin yeli

Okurken dinleyebileceğiniz bir parça, ben yazarken dinledim...
Mercan Dede & Azam Ali - DEM

susun da biraz rüzgarı dinleyin
nefesden dökülene kulak verin az
ve duymadan haz
acı dürtsün teninizi
bildirsin aslında biraz hepimize yerimizi
kendiliğinden değen ürğertinin tadı
ve bilinmez baz duyguların adı
bi keşişin yanı
bir koca çınarın dalı
yüzükoyun yatarken toprakta
gökyüzüne bakmaya çalışmak
ve durulana alışmak
hiddetlenip de yatışmak
yuvarlanan taşlara dönmek
yukarıdan aşağıya
kendinden öte
bir yere
bir göğe
taş gibi susup da giden
sel gibi gürleyen
çiçek gibi süsleyen
dağ gibi yüklenen
sırtında taşıyan
aşılan, aşılamayan
bi dinleyin azıcık
bi susun
duymadıklarınızı
dinleyin birazcık.

Pazartesi, Haziran 25, 2012

pencerenin dışı

elim deyiyor da
içimden mi gelmiyor ne yazmak.
kafam dumanlı gibi
ne mümkün mantıklı kazmak
ve harici bir bilinçle
dışardan bakmak.
yorgunlukla birleşmiş yaz sıcağı
herzamanki bünye
herzamanki hayal kaçağı.
acımasız kışın solgunu
beklenmedik hallerin yorgunu
rüzgarsız göl durgunu.
yuvarlanan taş misali
çimlerin arasında takılma hissi
ve biçilmişliğin kokusu,
yükselip alçalmanın
baş dönmesi,
yukardan bakıp
herşeyi görmesi,
sayıp sövüp
içinden geleni söylemesi,
ne güzeldi çocukken,
annemin yanında yürümesi...

Pazartesi, Mayıs 28, 2012

hayatla aramda üçün beşin lafı olmaz

batıyor bugün
herşey
ve hepiniz
boğazımda bi yumru
geçmek bilmiyor
bir semai kulaklarımda
körüklüyor da körüklüyor
susun lan bugün
çıkmasın sesiniz
gülmeyin hatta
yerlerde sürünesim var bugün
dağlardan atlayıp
çarpa çarpa düşesim
üşüyesim
yürüyesim
bazen de ölesim
öyle ölmek değil
zümrüdü anka gibi
doğmak gibi
sellere kapılıp
denizde durmak gibi
ya böyle
bardaktan boşalıp
asfalta vurmak gibi
dilim tutuk yine
elim durgun
beynim yorgun
kaçmakla gitmekle hal olmaz
bahar çarptı zaar
dalgalandı
bi türlü durulmaz
bu hayat
tokatlamaktan
hiç mi yorulmaz
herkes kadar keder
biraz daha az mutluluk var
bilmediğimden
olamayabiliyorum
anlayamayabiliyorum
yürüyorum da
herzaman göremeyebiliyorum...

Perşembe, Mayıs 17, 2012

esmeyen rüzgar

yazmıyorum nezamandır
elim gitmiyor
ne saza ne söze
kendimde değilim
nereye gittim ki
bu güneşte.
sarılı grili ankarada
yolların asfaltında dönen tekerim
ve ellerim uzanmış
sağ sol farketmez
tüm yönler benim
kır var gözümün önünde
sesi çağıran
alçaktan bağıran
gel diyen
beynimin etini yiyen
sövesim var dağa bayıra
bıktım bundan
şu tam kafamın içinde durandan
yıkılmıyorum
takılıyorum yalnızca
ve anlamsız rötuşlarım var
kendime
sözüme
elime yüzüme
hayata.
sonra bir rüzgar çıkar
pencereden bakar gözlerim
ve duyar kulaklarım
belli yağmur var ardından
kanatlarımı açmak isterim
göğe yükselmek
nası bir ejderhaysam
uçmam, hayal ederim.
yüzüm gözüm yara bere
daha fazla yakmamak için
nefesim içime çekilmekte.
bakın bi sayfanın en tepesine
ne yazıyor
zamanın çarkıyla ilgili
ve sona gelirken birkaç kelime
ellerimdeki kan
içimdeki kül
yüzümdeki kabuk
gerizekalılığın buruk tadı
insan olmanın kötü yanı
bu dünya
yolgeçen hanı


Pazartesi, Nisan 30, 2012

fiskos sehpası ve etejerler

yazdıklarım
yazabildiklerim
sözlerim
söyleyebildiklerim
duyduklarım
duyabildiklerim
gördüklerim
görebildiklerim
ve aslında hepsi
yazdığımı,
söylediğimi,
duyduğumu
ve
gördüğümü zannettiklerim...
damağımdaki rüzgar tadı
ayağımdaki asfalt yanığı
gözlerimdeki bulut nemi
herşeyin zamanı
hepsinin yeri
rüzgarda sallanıyorum
bir kemik
bir deri...
avucumun içi dolu
üstü çatlak
yaprak üstüne yaprak
sarıydı
yeşile döndü yine
çoraklık sanırsın bedende
sanırsın bende
atarsın suçu havaya
ruhuna bi sor
hani yanlış nerde?
boyadım kendimi
ayaktan başa
bakmadan hiç yaşa
kova kova boya
rengarenk olmak adına
yangına körükle gittim
ve alevleri sarı turuncu canlandırdım
su serptim sonra
mavi oldular
gök diye adlandırdım
kanatları var
kocaman beyaz kanatları
maviyi delen
yel olsa da olmasa da gelen
bir damla ten
camıma çarpar
görürüm
otururken
penceremden...

Pazartesi, Nisan 16, 2012

beynimi ütülemişim, kıvrım kalmamış, haberim yok

laf olsun diye yazasım var bugün
laf edesim
laf ebeliği yapasım
kısa yoldan kaçasım
daralasım
uzatasım
susasım var
dökesim var
içimin çöplerini
varla yok arası çıkanlardan
tepe yapasım var
susulup bakılsın diye
ve tüm bu saçma düşünceler niye
kızgınım yine kendime
ondandır belki diye
yazayım dedim işte
laf olsun diye
saçtıkça satırlara harfleri
ve yeterince sularsam
büyürler
birikirler
anlatırlar
off ya, bunaldım yazamamaktan
kendime sinirlenip
kendimi aramaktan
daralmaktan
konuşmaktan
susmaktan
yarı yağmura kayar aklım
az biraz güneş çeker.
niyetim huzur
yol bilmem iz bilmem
nerden gidem
nasıl gidem?
savurmuş rüzgar tozları
gözlerim dolmuş
toprak toprak
bıkmışım gölgemden
atmak lazım tüm yükümü
anadan üryan
ne mümkün
bişey lazım kafamın içine
aslında var bi ses
"şşş sakin, rahatla" diyen
ah dinleyebilsem
ah ben beni
bi anlayabilsem

Çarşamba, Nisan 11, 2012

sakin ol Rocky

sakin
ve tane tane
koşturmadan
yarıştırmadan
karıştırmadan
ne için gibi
ne dışın gibi
tam kıvamında
olması gerektiği gibi.
yeşil çimen dört bir yan
toprak yol
heryerden gelip
heryere giden
yani varsayın ki
bi tarlanın ortasındasınız
bir çimen tarlasının
istediğiniz yöne gidebilirsiniz de hem.
yol var
el yapmamış
doğal yol
bildiğin patika
eh yol çıkıyo biyere
ama satırları çıkartamıyorum bugün
ya aklıma gelmiyo bişeyler
ya da sıralayamıyorum arka arkaya
kırmızı mesela
kan kırmızı
yalan kırmızı
dolan kırmızı
yılan kırmızı.
dilimde tüy bitmiş
susarım acı acı
gülerim tatlı tatlı
küfür bana yakışır
söverim analı avratlı.
yokuş aşağı
dolu dizgin
ipinden kopmuş gibi
sakinden deliye
serinden sıcağa
yerinden ocağa.
anlatamıyorum ben zaten
kurumuş beynim
niyedir bilinmez
işte yazamadım yine
tutulmuş elim, dilim
havada gibiyim.
etrafımda bişeyler oluyorda
bi an içim donuyor ya
bazen söyleyecek söz olmuyo
iş ozaman hayat
koyuyor yaa...

Pazartesi, Mart 26, 2012

burası neresi?

Bu şarkı ile yazdım, dinlemek isterseniz 
Link : Mercan Dede / Azam Ali - DEM

sükunet
dile değmeyenlerin tadı
ellerin ahı
ve yeller alırken hayatı
uzaklara sürüklenen nefes
sallanan bi dal var
bikaç ağaç
derince bir yamaç
kötürümün dilinde türkü
elinde baston
yüzünde çizgili bir gülümseme
ihtiyarlığa dayanmış merdiven
taşlık yollar
adımları zorlar
çimenlik var az ötede
ya da harman yeri
biraz ileri
biraz geri
ah otları bağlayan elleri
can alan değil
tamamlayan elleri
sözsüz dilleri
bir sese değer kulak
yol yordam
herşey ortak
yeşil ot geniş yatak
bir taş çeşme başı
gelmişte çoktan geçmiş yaşı
gömülmüş amma uyumamış
çimlerde koşturmamış
çıktı ya güneş,
içim gölgelik aradı,
dağın yamacında
koyunlarla yan yana
çobanın kavalıyla
ondan yazdım
tüm bunları,
uzaktan baktığında
mezar taşı gibi duran koyunları...

Cuma, Mart 16, 2012

nereye gömdüm ki kendimi?

hastayım
öldüm gibi
yastayım
ağladım kendi ardımdan çok
ve kifayet hiç yok
artık bikaç kelime dilimde
ve kalan hiçler yığını elimde
sabırsız düşüncelerim var
akışından emin olmadığım
akışlarını anlamadığım
hızına varamadığım.
susmayı beceremedim hiç
konuşurkense hep "ulan ben ne dedim"
bir önceki satıra bakmadan yazıyorum
ellerimle kazıyorum
gömülmüş bedenimi
sarı yaprakların üstüne kar yağmış
yani geçmiş sonbahar
geçmek üzere kış
bahar beklerken bünye
silinmek üzere bilekteki künye
adım sanım yok
belli değil
silik puslu
kimim ben
nerdeyim
nereye gidiyorum
kendimden emin değilim
ateş ediyorum
eğilin
vurmak istemem kimseyi
kaza kurşunu sözlerim
içimdeki ben'i özledim
ve dolmuyor gözlerim
üzüntüm kendime
ağlayamam kendi derdime
içim soğuk, elim kuru
küçük bir masa arıyorum
başında oturacak
yağmur istiyorum
durmadan yağsın
bitirsin
yıkasın
bağlayacak halim yok yazdıklarımı
atmayacağım kimsenin üstüne
mezarımı kazarken üstümden attıklarımı.

Pazar, Mart 04, 2012

zoraki

hele bi sakin ol
bi durul
bi nefes al
biraz sulh ol
kaşların çatık bak
bak bi aynaya
görmüyosun değil mi hiçbirşey
ellerin tutuk yine
dillerin heceler
anlamsız cümleler
ağzına sıçtığımın satırları
lan ben size de anlatamıcaksam
nolcak ha
ne olacak  halim
tutulmuş elim
tutulmuş dilim
iki kelam edeyim dedim
ne kulağımdaki müziği duydunuz
ne aklımdaki dizeyi
bakın söylüyorum
ben gerçekten üzmek istemedim
kendimden başka hiçkimseyi
tam şu anda
yazdığım üç satırı sildim
merak etmeyin
içerdiklerinden değil
içeremediklerinden dolayı
...
yazamıyorum artık
ruhum öyle yorgun ki
boğuşmaktan kendimle
halim kalmadı
satırlara gelmeye...

Pazartesi, Şubat 27, 2012

yetmez kelimelerim yağmura

güzelliğine uyandığımın sabahıydı
kafamı uzattım pencereden
yağmur değdi gözüme
yollar ıslak
hava akşamüstü
soğuk değmiyor
işte böyle bir sabah
günlerden pazartesi
her pazartesi gibi
ar etmeden dile
telaffuzu mümkün değil
memnunniyetsiz bünyeye
iyi gelir mi hiç
işin gücün derdi
yinede çektim içime kokusunu
haftanın ilk gününün
yavaşça yürüdüm
hersabah gördüğüm yolda
bir umuttur yağmur
benzemez kar'a kış'a
benzemez kara kışa
benzemez çamura
benzemez sade yaşa
işte, yağmura bugün sözüm
içim gider yağdım mı benim
yağasım gelir
sayasım sövesim gelir
bi cesaret gelir
bir değil bin gelir
gözüm açılır
sözüm saçılır
elverir içim
çoğu bilmez
çoğunuz bilemez
yağmur, yaş, çamur der
benim gibilere ise
yağmurun altı
en huzurlu yer...

Pazar, Şubat 19, 2012

"ben" yazdım

ben,
kendim,
ve hiçkimseliğim
gereksizliğim
ve gereğim
saçma sapan yüreğim
notaların sağları batar
kanar içerim
Ağlama dedikçe üstad
ben dökerim
yakarım
yıkarım
sökerim
dilim durmaz benim
yok hiçbir yerim
kalıcı değilim
deliririm
sakinleşmeye çalışırken
ve yalvarırım
"dur be kendim"
karışırım
dalaşırım
sadece anlık arınırım
hemen herşeye darılırım
karmakarışığım
yorgunum
durgununm
tadım tuzum yok
yüzüm yok
karnım tok ama
huzurum yok
mekik dokurum
iş/ev arası
sabahın körü
akşamın karası
binbir türlü
dil yarası
kiminin evveli
kiminin sonrası
anlatır durur
aslında hiç tanımadığım yüzler
hep bir yol bulurum
ve gelir o güzler
sarı dökülmüş yapraklarını sevdiğimin mevsimi
demiştim ya hani
"ben sana ne yaptım sonbahar?"
tek suçum
kasımda doğmaksa eyvallah
üşüdüm artık,
çok soğuk
çok yorgunum
neredeyse hiç oldum
bi gereksiz halim var
işte ben
maalesef
tam o halde durdum
söylemişmiydim
kendimden çok yoruldum...


Çarşamba, Şubat 08, 2012

adını koyamadığım yazı

zaman oldu
biraz zaman
sesim çıkmayalı
yazıp bıkmayalı
az biraz zaman
anladım tamam
dökülesiceler birikti
yuttum kimini
havaya döktüm kimini
tuttum elimi
dilimi
hatırlıyorum bir seferinde
"ruhumun gerizekalılığı" dedim
sonrası yok ozaman düşündüklerimin
sonra
yağmur yağdı dün
kar'a inat
kışa inat
ikram etti bana bikaç damla
ne güzel hava kapadı sonra
ya ben ne çok sinir olurum
buz gibi havada güneş açmasına
yağmurdan sonra güneş açmasına
kardan sonra güneş açmasına
ya ben ne çok sinir olurum
ne çok şeye, ne çok kere
yetişmeye çalıştıkça heryere
ve gitmedikçe hiçbiryere
döndükçe içinde
kendi daireni kırmadıkça
kırdığında kopmadıkça
yapıcam diyip yapmadıkça
almadıkça
duymadıkça
yaşamadıkça
sakladıkça
uçtukça
kaçtıkça
nefes almadıkça
olur böyle şeyler
misal,
yazmadıkça ve yazmadıkça
yazamazsın
söylemedikçe
susamazsın
söyledikçe
duramazsın
bazen
sustukça
konuşamazsın
vesaire vesaire vesaire
soğuk değdi dışımıza çok
ama sıkı giyinmiştik
üşümedi içimiz
belki bulamadık bir köşebaşı
sıcak şarap içecek
belki ısınmak önceliklerimizden oldu
ama kaçımız
bugünden evvel
eksi bilmemkaçlarla dondu???
sonra beyazla siyah karıştı
çamur rengi oldu
ama tekrar etmeden geçemem
hepsinin üstüne yağsın yağmur
razıyım ben
tüm dünya beyaza bürünse
temiz görünse
hissetmem de
bir damla yağmur düşse
gülümser en derindeki hücrem...