Cuma, Eylül 09, 2011

ufaklık

yazıcam demekle yazılabilseydi keşke ritmi kalbinin
ve içlerine yeniden doldurulabilseydi gözyaşları akar akmaz

bitirim ufaklıkların ellerindeki taşları fırlatması gibi savurabilseydim sözcükleri
masumane kırsaydım mahallelinin camlarını
ödeseydim ama hiç düşünmeden bedellerini
ki ödedim hep, hiç düşünmeden bedellerini, şimdi ya da sonra
sanır mısınız ki hiç acımadı taşları fırlatan elleri
lan yetti ufaklık, acıtma artık bişeyleri
ne kendini ne bir başkasının elini
yeter artık deme ACI diye,
içini dökmek iyi de, ortalığı bukadar kirletmek niye
mecburmuyuz olum biz senin içindeki herşeyi görmeye, bilmeye
hem kaçkere dökerken içini saçtın etrafa güneş ışığı
kaç kere misk amber kokularından bahsettin
kaç kere yağmur yağdı önce, sonra güneş açtı
kaç kere bir ilkbahar zamanıydı
çiçeklerin kokusu hangi satırda buram buramdı
hangi fırından taze simit kokusunu duyduk senin içinden döktüklerinde
ne ağız tadıyla simitin yanında bi çay içirdin
ne akşam bi biranın üstüne şöyle temiz acı bi kokoreç yedirdin
bak ufaklık,
ne yazarsan yaz, eyvallah
dök saç dağıt
eyvallah
ama azıcık, birazcık, ufacık
sen de mutlu ol
olmaz mı be ufaklık, hmmm...



Hiç yorum yok: