Perşembe, Mart 07, 2013

bazen, bazen bile yoktur.

Sezen Aksu - DUA (ağlamadan dinleyip okumaya çalışın)

ben şimdi bir ağlasam
dökülür notalar gözlerimden
ellerim ıslak
tellerim paslı
nefesim yarım
müziğe özlem
kendim kayıp
bir an gözümü açıp
olan bitene ayıp
nerdeyim demeli, kendine...
boğazlarımızda düğümler
herdaim, gelişler ve gidişler
bir koşturmacada beden
ve ruh sürüklenmekte peşinden
bugün üşendiklerimiz
yarının vakitsizliği
kendinden korkmak
dağlara yollara bakmak
herşeyden geçmek de
kendinden kurtulamamak...
bir hadilersin
hadi dersin
adım atar gibi yaparsın da
farkına bile varmadan
geri geri gidersin
ne kadar ucuz saatlerimiz
ne kadar ucuz dilimizden dökülenler
ve ne kadar imkansız geri almak
bir saniyeyi
ve bir sesi bile
dudağımızdan uçan,
bakmakla yetinmek kalır bize
sadece artlarından...

Perşembe, Şubat 28, 2013

sus payı

 Ludovico Einaudi - Una Mattina (dinleyerek okumanız tavsiye olunur)
 
ve öyle başladı işte gün
kendinden habersiz
alarmlar sessiz
beden kendini yataktan kaldırmaya bile yetersiz
beyin umarsız, yersiz.
öylesine bir gün
ne mutlu
ne kedersiz.
sonra yol, her an'ım gibi
sonrası yine aynı,
aynı adam,
aynı surat,
aynı his,
biraz meşguliyet,
bolca boş durma isteği,
yani biraz da nefs.
"de haydi be adam" naraları içimde
umutsuz bi şekilde,
ve sabah sabah
akşam akşam
gece gece
her bir nota, her bir hece,
cesareti çağırırken,
üşengeç beden
zihin hepten terk.
boş durmanın acısı
duvarların sancısı
yalan nefes alıp verişler
yetersizlik hissi
yağmurun grisi.
bin yapılacak şey
yani yapılabilecek şey çok
bir yapacak adam yok
hey gidi boşa harcadığım günüm
boşa harcadığım dünüm
üşendiklerimiz için bulamayacağımız zaman
kalk hadi
kalk be adam...

Salı, Aralık 25, 2012

sahibinden satılık, sıfır gibi "denge"

ey damağımdaki kesik demir tadı
kekremsi hislerim
tatsız tuzsuz sözlerim
ve dilimin ısrarcı yanı...
busefer tam anlamıyla notalar sevketti dökülmeye
yürüdüm geldim halbuki
hava sıcaktı
gerek yoktu
satırlara saçılıp dökülmeye.
kendimi de almıyorum zaten yanıma bu aralar
arada elim bi resim karalar
yok hiç gözümde yaralar
ne önceler, ne sonralar
beynim sünger
bedenim pelte
hani bi adıma yeltense
yıkılıverecek derde.
üç maymunun dördüncüsüyüm
bir elim, diğerini tutmakta
ha yazdım ha yazıcam
biri giderken
biri durmakta,
içim dışımı tutmakta,
dışım içime vurmakta
yansımam kendime dert
derdim bana düşman
ben bi yazdığıma
bi sustuğuma,
hem yürüdüğüme
hem durduğuma pişman.

Çarşamba, Aralık 05, 2012

terbiyesizim, adam değilim (!)

sakinden,
sessizden,
yersizden,
densizden,
-ben de ne dediğimi pek bilmem-
ne dediğini bilmediğini bilmeyenden,
darlanırsın.
ne göründüğün gibi ol,
ne olduğun gibi görün,
sorgulamadan yargıyı,
anlamadan dargınlığı,
hiç düşünmeden karşındakinin kafasındaki yorgunluğu,
tutmayan elini, titreyen dizini,
ve dönmeyen dilini,
aman idam edin emi !!!
yüzsüzlük vardır,
ikiden çok yüzlülük vardır,
bir de iki yüzlülük vardır,
kendine iki yüz,
içinde yaşadığınla
dışına taşırdığın,
öyle anladığınız gibi iki yüz değil
herneyse işte,
vardır hepsi heryerde
ammaa düştü mü baş derde,
tüm içimizin kırıkları yerde
batsın diye bir sorumlunun ayağına
öylece serpiştirilmekte.
hiç iğneyi batırdınız mı ki kendinize,
budağı sokuyosunuz birilerine?!?!?
herşeyi terbiye edebiliriz belki,
aslanı, kaplanı, davarları bile
imkan olsa da
terbiye edebilsek
nefs'imizi
"ben" dediğimizi
benliğimizi
yenemediğimizi...

Cuma, Kasım 23, 2012

2 + 2 = 22

iki yan vardı her bir ruhta
ve iki düşünce,
bir kazana düşünce,
değdi birbirine.
dört oldu önce
ondört sonra
rağmen tüm yorgunluğa
umarsızca, kaçarca
kaçarken hatta
karıştı birbirine
sonuçta matematikti zaten
tüm notalar portede
dört dörtlük bir ölçüde
her bir tam vuruştu konuştuğumuz
akşamın yedisinde
günün iki artı ikisinde
böldükçe akıldakileri
çarptıkça birbirine
ve çıkanları topadıkça kendi aralarında
ve çıkarınca küsüratları
bi kenara bırakıp inatları
ve açıp kanatları
rüzgara bırakmak kendini
bir martı gibi
hür ve özgürce...

Cuma, Kasım 09, 2012

sakarın dilinden dökülenler

elimi, kolumu oynatacak halim yok
karnım tok
sırtım pek
şükür fazla yüküm yok.
benim az'ım sana, senin az'ın bana çok...
saldırgan gözlerimin ışığında
hayatın tadına batırdığım her kaşığımda
acımsı bir tat hep,
öldüğümde, yaşadığımda.
dilimden dökülen,
içimden sökülen
durup duruken
gelip geçerken
içinden gelenle
içine ederken
acımsı bir tat işte,
ve kalır dilde
bu gidişle.
binlerce yıldır
kendi kulağıma fısıldadığım şey
"susmak lazım"
her bir serzenişte.
kimisi çöküşte, kimisi dirilişte
kah çıkışta
kah inişte,
yorgunum,
aynı yerlere
herbir tekrar gelişte.
düştüm ben bin kere
ve kalktım herbirinde
elim kolum
yara bere
kalmışsınızdır
eminim ki sizde
hemde
çok daha beterleriyle
ve herseferinde
yeterleriyle.
ve aldık
kabul ettik herbirini
oldukları gibi
tüm değerleriyle.

Perşembe, Kasım 01, 2012

içimin sol anahtarı


bununla okuyabilirsiniz...
LINK : Gözüm - Dhafer Youssef & Hüsnü Şenlendirici

dinlerken gelir benim aklıma sözler
sesler tetikler
içimde bekler
zamanı gelince
önce tekmeler
sonra ağlarlar
harf harf kağıtları dağlarlar
hem yakar hem ıslatırlar
çünkü kelimelerim ağlarlar
her nota vurdukça içime
bir his düşer zihnime
ve kelamsız hergün
her gece
benden biraz geride
yazamamanın eksikliği
söylediklerimin yersizliği
içimin kimi zaman değersizliği
yarısı yenmiş
gerisi kalmış
yükünü almış
yolun bilmemnekadarı
geride kalmış
duraksız yollar
yapraksız dallar
dağ tepesi karlar
elbet birileri anlar
amma birileri gözünü dört açarken
kimimiz hep yaptığımız gibi
uykuya dalar

Salı, Ekim 30, 2012

yanağından (!) öptüğümün hayatı

sustukça dilime dolanırlar
konuştukça ayağımda dikenli tel
içten içe "durma, sürün" der
dağınık herbir köşe
ve herbirinin yerinde
bambaşka telaşe
parmaklarımda kelepçeler mi var ne
yoksa yeniden mi beynimin tozu
bahardandır diyorlar
severdim eskiden ben bulutları
yağdım mı hala daha aslında.
korkarım yaşlanıyorum
hernekadar anlaşılmasada yüzümden
derin çizikler var yavaştan içimde
basıp gittiğimin hayatı
kaçıp gittiğimin hayatı
benden kaçamadıktan sonra
var mı ki anlamı?

Salı, Eylül 11, 2012

kendi tükürüğünde boğulmak

yazmıyorum  artık
yazamıyorum
arıyorum tarıyorum
soruyorum
bulamıyorum
ne güzel aslında
yazamamak
ve kötü bir okadar
bir de
anlamıyorum
hepbirinizi
kime ne
anlamadığım gibi anlatamıyorum da işte
çünkü aynı bokun başka rengini
bir başkanız
bir başka yerde söyleyecek
yine bir gömlekle
yine bir ütülü pantolon giyilecek
anlayamayacağım
ve anlatamayacağım
yalamam lazım, yutmam hatta
gerekirse, sanırsam onu bile yapacağım.
aklımdakileri almadı satırlarım
kusamadım yuttuklarımı
anlamayacaksınız diye
ve ben olduğum için yine
susacağım burada biryerlerde.

Perşembe, Temmuz 19, 2012

yüreğin yeli

Okurken dinleyebileceğiniz bir parça, ben yazarken dinledim...
Mercan Dede & Azam Ali - DEM

susun da biraz rüzgarı dinleyin
nefesden dökülene kulak verin az
ve duymadan haz
acı dürtsün teninizi
bildirsin aslında biraz hepimize yerimizi
kendiliğinden değen ürğertinin tadı
ve bilinmez baz duyguların adı
bi keşişin yanı
bir koca çınarın dalı
yüzükoyun yatarken toprakta
gökyüzüne bakmaya çalışmak
ve durulana alışmak
hiddetlenip de yatışmak
yuvarlanan taşlara dönmek
yukarıdan aşağıya
kendinden öte
bir yere
bir göğe
taş gibi susup da giden
sel gibi gürleyen
çiçek gibi süsleyen
dağ gibi yüklenen
sırtında taşıyan
aşılan, aşılamayan
bi dinleyin azıcık
bi susun
duymadıklarınızı
dinleyin birazcık.

Pazartesi, Haziran 25, 2012

pencerenin dışı

elim deyiyor da
içimden mi gelmiyor ne yazmak.
kafam dumanlı gibi
ne mümkün mantıklı kazmak
ve harici bir bilinçle
dışardan bakmak.
yorgunlukla birleşmiş yaz sıcağı
herzamanki bünye
herzamanki hayal kaçağı.
acımasız kışın solgunu
beklenmedik hallerin yorgunu
rüzgarsız göl durgunu.
yuvarlanan taş misali
çimlerin arasında takılma hissi
ve biçilmişliğin kokusu,
yükselip alçalmanın
baş dönmesi,
yukardan bakıp
herşeyi görmesi,
sayıp sövüp
içinden geleni söylemesi,
ne güzeldi çocukken,
annemin yanında yürümesi...

Pazartesi, Mayıs 28, 2012

hayatla aramda üçün beşin lafı olmaz

batıyor bugün
herşey
ve hepiniz
boğazımda bi yumru
geçmek bilmiyor
bir semai kulaklarımda
körüklüyor da körüklüyor
susun lan bugün
çıkmasın sesiniz
gülmeyin hatta
yerlerde sürünesim var bugün
dağlardan atlayıp
çarpa çarpa düşesim
üşüyesim
yürüyesim
bazen de ölesim
öyle ölmek değil
zümrüdü anka gibi
doğmak gibi
sellere kapılıp
denizde durmak gibi
ya böyle
bardaktan boşalıp
asfalta vurmak gibi
dilim tutuk yine
elim durgun
beynim yorgun
kaçmakla gitmekle hal olmaz
bahar çarptı zaar
dalgalandı
bi türlü durulmaz
bu hayat
tokatlamaktan
hiç mi yorulmaz
herkes kadar keder
biraz daha az mutluluk var
bilmediğimden
olamayabiliyorum
anlayamayabiliyorum
yürüyorum da
herzaman göremeyebiliyorum...

Perşembe, Mayıs 17, 2012

esmeyen rüzgar

yazmıyorum nezamandır
elim gitmiyor
ne saza ne söze
kendimde değilim
nereye gittim ki
bu güneşte.
sarılı grili ankarada
yolların asfaltında dönen tekerim
ve ellerim uzanmış
sağ sol farketmez
tüm yönler benim
kır var gözümün önünde
sesi çağıran
alçaktan bağıran
gel diyen
beynimin etini yiyen
sövesim var dağa bayıra
bıktım bundan
şu tam kafamın içinde durandan
yıkılmıyorum
takılıyorum yalnızca
ve anlamsız rötuşlarım var
kendime
sözüme
elime yüzüme
hayata.
sonra bir rüzgar çıkar
pencereden bakar gözlerim
ve duyar kulaklarım
belli yağmur var ardından
kanatlarımı açmak isterim
göğe yükselmek
nası bir ejderhaysam
uçmam, hayal ederim.
yüzüm gözüm yara bere
daha fazla yakmamak için
nefesim içime çekilmekte.
bakın bi sayfanın en tepesine
ne yazıyor
zamanın çarkıyla ilgili
ve sona gelirken birkaç kelime
ellerimdeki kan
içimdeki kül
yüzümdeki kabuk
gerizekalılığın buruk tadı
insan olmanın kötü yanı
bu dünya
yolgeçen hanı


Pazartesi, Nisan 30, 2012

fiskos sehpası ve etejerler

yazdıklarım
yazabildiklerim
sözlerim
söyleyebildiklerim
duyduklarım
duyabildiklerim
gördüklerim
görebildiklerim
ve aslında hepsi
yazdığımı,
söylediğimi,
duyduğumu
ve
gördüğümü zannettiklerim...
damağımdaki rüzgar tadı
ayağımdaki asfalt yanığı
gözlerimdeki bulut nemi
herşeyin zamanı
hepsinin yeri
rüzgarda sallanıyorum
bir kemik
bir deri...
avucumun içi dolu
üstü çatlak
yaprak üstüne yaprak
sarıydı
yeşile döndü yine
çoraklık sanırsın bedende
sanırsın bende
atarsın suçu havaya
ruhuna bi sor
hani yanlış nerde?
boyadım kendimi
ayaktan başa
bakmadan hiç yaşa
kova kova boya
rengarenk olmak adına
yangına körükle gittim
ve alevleri sarı turuncu canlandırdım
su serptim sonra
mavi oldular
gök diye adlandırdım
kanatları var
kocaman beyaz kanatları
maviyi delen
yel olsa da olmasa da gelen
bir damla ten
camıma çarpar
görürüm
otururken
penceremden...

Pazartesi, Nisan 16, 2012

beynimi ütülemişim, kıvrım kalmamış, haberim yok

laf olsun diye yazasım var bugün
laf edesim
laf ebeliği yapasım
kısa yoldan kaçasım
daralasım
uzatasım
susasım var
dökesim var
içimin çöplerini
varla yok arası çıkanlardan
tepe yapasım var
susulup bakılsın diye
ve tüm bu saçma düşünceler niye
kızgınım yine kendime
ondandır belki diye
yazayım dedim işte
laf olsun diye
saçtıkça satırlara harfleri
ve yeterince sularsam
büyürler
birikirler
anlatırlar
off ya, bunaldım yazamamaktan
kendime sinirlenip
kendimi aramaktan
daralmaktan
konuşmaktan
susmaktan
yarı yağmura kayar aklım
az biraz güneş çeker.
niyetim huzur
yol bilmem iz bilmem
nerden gidem
nasıl gidem?
savurmuş rüzgar tozları
gözlerim dolmuş
toprak toprak
bıkmışım gölgemden
atmak lazım tüm yükümü
anadan üryan
ne mümkün
bişey lazım kafamın içine
aslında var bi ses
"şşş sakin, rahatla" diyen
ah dinleyebilsem
ah ben beni
bi anlayabilsem

Çarşamba, Nisan 11, 2012

sakin ol Rocky

sakin
ve tane tane
koşturmadan
yarıştırmadan
karıştırmadan
ne için gibi
ne dışın gibi
tam kıvamında
olması gerektiği gibi.
yeşil çimen dört bir yan
toprak yol
heryerden gelip
heryere giden
yani varsayın ki
bi tarlanın ortasındasınız
bir çimen tarlasının
istediğiniz yöne gidebilirsiniz de hem.
yol var
el yapmamış
doğal yol
bildiğin patika
eh yol çıkıyo biyere
ama satırları çıkartamıyorum bugün
ya aklıma gelmiyo bişeyler
ya da sıralayamıyorum arka arkaya
kırmızı mesela
kan kırmızı
yalan kırmızı
dolan kırmızı
yılan kırmızı.
dilimde tüy bitmiş
susarım acı acı
gülerim tatlı tatlı
küfür bana yakışır
söverim analı avratlı.
yokuş aşağı
dolu dizgin
ipinden kopmuş gibi
sakinden deliye
serinden sıcağa
yerinden ocağa.
anlatamıyorum ben zaten
kurumuş beynim
niyedir bilinmez
işte yazamadım yine
tutulmuş elim, dilim
havada gibiyim.
etrafımda bişeyler oluyorda
bi an içim donuyor ya
bazen söyleyecek söz olmuyo
iş ozaman hayat
koyuyor yaa...

Pazartesi, Mart 26, 2012

burası neresi?

Bu şarkı ile yazdım, dinlemek isterseniz 
Link : Mercan Dede / Azam Ali - DEM

sükunet
dile değmeyenlerin tadı
ellerin ahı
ve yeller alırken hayatı
uzaklara sürüklenen nefes
sallanan bi dal var
bikaç ağaç
derince bir yamaç
kötürümün dilinde türkü
elinde baston
yüzünde çizgili bir gülümseme
ihtiyarlığa dayanmış merdiven
taşlık yollar
adımları zorlar
çimenlik var az ötede
ya da harman yeri
biraz ileri
biraz geri
ah otları bağlayan elleri
can alan değil
tamamlayan elleri
sözsüz dilleri
bir sese değer kulak
yol yordam
herşey ortak
yeşil ot geniş yatak
bir taş çeşme başı
gelmişte çoktan geçmiş yaşı
gömülmüş amma uyumamış
çimlerde koşturmamış
çıktı ya güneş,
içim gölgelik aradı,
dağın yamacında
koyunlarla yan yana
çobanın kavalıyla
ondan yazdım
tüm bunları,
uzaktan baktığında
mezar taşı gibi duran koyunları...

Cuma, Mart 16, 2012

nereye gömdüm ki kendimi?

hastayım
öldüm gibi
yastayım
ağladım kendi ardımdan çok
ve kifayet hiç yok
artık bikaç kelime dilimde
ve kalan hiçler yığını elimde
sabırsız düşüncelerim var
akışından emin olmadığım
akışlarını anlamadığım
hızına varamadığım.
susmayı beceremedim hiç
konuşurkense hep "ulan ben ne dedim"
bir önceki satıra bakmadan yazıyorum
ellerimle kazıyorum
gömülmüş bedenimi
sarı yaprakların üstüne kar yağmış
yani geçmiş sonbahar
geçmek üzere kış
bahar beklerken bünye
silinmek üzere bilekteki künye
adım sanım yok
belli değil
silik puslu
kimim ben
nerdeyim
nereye gidiyorum
kendimden emin değilim
ateş ediyorum
eğilin
vurmak istemem kimseyi
kaza kurşunu sözlerim
içimdeki ben'i özledim
ve dolmuyor gözlerim
üzüntüm kendime
ağlayamam kendi derdime
içim soğuk, elim kuru
küçük bir masa arıyorum
başında oturacak
yağmur istiyorum
durmadan yağsın
bitirsin
yıkasın
bağlayacak halim yok yazdıklarımı
atmayacağım kimsenin üstüne
mezarımı kazarken üstümden attıklarımı.

Pazar, Mart 04, 2012

zoraki

hele bi sakin ol
bi durul
bi nefes al
biraz sulh ol
kaşların çatık bak
bak bi aynaya
görmüyosun değil mi hiçbirşey
ellerin tutuk yine
dillerin heceler
anlamsız cümleler
ağzına sıçtığımın satırları
lan ben size de anlatamıcaksam
nolcak ha
ne olacak  halim
tutulmuş elim
tutulmuş dilim
iki kelam edeyim dedim
ne kulağımdaki müziği duydunuz
ne aklımdaki dizeyi
bakın söylüyorum
ben gerçekten üzmek istemedim
kendimden başka hiçkimseyi
tam şu anda
yazdığım üç satırı sildim
merak etmeyin
içerdiklerinden değil
içeremediklerinden dolayı
...
yazamıyorum artık
ruhum öyle yorgun ki
boğuşmaktan kendimle
halim kalmadı
satırlara gelmeye...

Pazartesi, Şubat 27, 2012

yetmez kelimelerim yağmura

güzelliğine uyandığımın sabahıydı
kafamı uzattım pencereden
yağmur değdi gözüme
yollar ıslak
hava akşamüstü
soğuk değmiyor
işte böyle bir sabah
günlerden pazartesi
her pazartesi gibi
ar etmeden dile
telaffuzu mümkün değil
memnunniyetsiz bünyeye
iyi gelir mi hiç
işin gücün derdi
yinede çektim içime kokusunu
haftanın ilk gününün
yavaşça yürüdüm
hersabah gördüğüm yolda
bir umuttur yağmur
benzemez kar'a kış'a
benzemez kara kışa
benzemez çamura
benzemez sade yaşa
işte, yağmura bugün sözüm
içim gider yağdım mı benim
yağasım gelir
sayasım sövesim gelir
bi cesaret gelir
bir değil bin gelir
gözüm açılır
sözüm saçılır
elverir içim
çoğu bilmez
çoğunuz bilemez
yağmur, yaş, çamur der
benim gibilere ise
yağmurun altı
en huzurlu yer...

Pazar, Şubat 19, 2012

"ben" yazdım

ben,
kendim,
ve hiçkimseliğim
gereksizliğim
ve gereğim
saçma sapan yüreğim
notaların sağları batar
kanar içerim
Ağlama dedikçe üstad
ben dökerim
yakarım
yıkarım
sökerim
dilim durmaz benim
yok hiçbir yerim
kalıcı değilim
deliririm
sakinleşmeye çalışırken
ve yalvarırım
"dur be kendim"
karışırım
dalaşırım
sadece anlık arınırım
hemen herşeye darılırım
karmakarışığım
yorgunum
durgununm
tadım tuzum yok
yüzüm yok
karnım tok ama
huzurum yok
mekik dokurum
iş/ev arası
sabahın körü
akşamın karası
binbir türlü
dil yarası
kiminin evveli
kiminin sonrası
anlatır durur
aslında hiç tanımadığım yüzler
hep bir yol bulurum
ve gelir o güzler
sarı dökülmüş yapraklarını sevdiğimin mevsimi
demiştim ya hani
"ben sana ne yaptım sonbahar?"
tek suçum
kasımda doğmaksa eyvallah
üşüdüm artık,
çok soğuk
çok yorgunum
neredeyse hiç oldum
bi gereksiz halim var
işte ben
maalesef
tam o halde durdum
söylemişmiydim
kendimden çok yoruldum...


Çarşamba, Şubat 08, 2012

adını koyamadığım yazı

zaman oldu
biraz zaman
sesim çıkmayalı
yazıp bıkmayalı
az biraz zaman
anladım tamam
dökülesiceler birikti
yuttum kimini
havaya döktüm kimini
tuttum elimi
dilimi
hatırlıyorum bir seferinde
"ruhumun gerizekalılığı" dedim
sonrası yok ozaman düşündüklerimin
sonra
yağmur yağdı dün
kar'a inat
kışa inat
ikram etti bana bikaç damla
ne güzel hava kapadı sonra
ya ben ne çok sinir olurum
buz gibi havada güneş açmasına
yağmurdan sonra güneş açmasına
kardan sonra güneş açmasına
ya ben ne çok sinir olurum
ne çok şeye, ne çok kere
yetişmeye çalıştıkça heryere
ve gitmedikçe hiçbiryere
döndükçe içinde
kendi daireni kırmadıkça
kırdığında kopmadıkça
yapıcam diyip yapmadıkça
almadıkça
duymadıkça
yaşamadıkça
sakladıkça
uçtukça
kaçtıkça
nefes almadıkça
olur böyle şeyler
misal,
yazmadıkça ve yazmadıkça
yazamazsın
söylemedikçe
susamazsın
söyledikçe
duramazsın
bazen
sustukça
konuşamazsın
vesaire vesaire vesaire
soğuk değdi dışımıza çok
ama sıkı giyinmiştik
üşümedi içimiz
belki bulamadık bir köşebaşı
sıcak şarap içecek
belki ısınmak önceliklerimizden oldu
ama kaçımız
bugünden evvel
eksi bilmemkaçlarla dondu???
sonra beyazla siyah karıştı
çamur rengi oldu
ama tekrar etmeden geçemem
hepsinin üstüne yağsın yağmur
razıyım ben
tüm dünya beyaza bürünse
temiz görünse
hissetmem de
bir damla yağmur düşse
gülümser en derindeki hücrem...

Salı, Ocak 17, 2012

ruhlara arzuhal

yazmam gerekiyordu artık
dökülmesi gerekenler vardı
akacak kan var içimde
kendi zehrimdeyim
kesik atıp ruhuma
temizlemeliyim içimi
kırmızı olacak ki beyaz kar biraz
kıymeti biline
atarsın küçük bi kesik
vurursun dibine
dökersin damlalarca
geldi değil mi gözünüzün önüne?
bembeyaz üstünde kan damlaları
ama koyu renk
unuttunuz mu
zehiri atıyoruz
ruhumuzdan
çekiyoruz engelleri
yolumuzdan
bakmıyoruz
görmüyoruz
üşüyoruz
döküp gidicez
sonra taze kan için
Huzurla birer kadeh
sıcak şarap içicez
hepimizin içinde var zehir
bende böyledir
sizde öyledir
hep zehirleyecek
hep kesicez
hep akıtıcaz
zararımızı sadece kendimiz tadıcaz
akıtamazsan
ölürsün
tattırırsan
ölüdürürsün
ne intihara meyilliyim
ne katilim
elimden gelen
dilimden düşen
satırlara değen bunlar
ben sadece
katibim

Perşembe, Ocak 05, 2012

39.5 °C

ateşler içindeyim
bedenim titremelerde
gözlerim yarı açık
gözlerim yarı kapalı
ruhum biraz aralı
kararsız parmaklarım
ama hiç bukadar hızlı yazmadım
sallanmakta tüm bedenim
gerçekten bilmiyorum
nerdeyim
hem yerdeyim
hem gökteyim
hem mezarda yenim
hem kaf dağının tepesi yerim
gözlerim doluyo
birşeyler hiçdurmadan ölüyo ve doğuyo
ağlıyorum
hastayım sadece
yasta değilim
çekilin
ve üstüme gelin sadece
sarı lambalarımı yakasam var bugece
sallana sallana
ateşten titreye titreye
sokağı seyretmek istiyorum

arada pencereyi açmak
soğuğu kucaklamak
buğulu gözlerimi rahatlatmak
sonra gecenin ikisi gibi çöpçüleri duymak
onların seslerine uymak
ayaklarım tutmaz halde kalkmak
bu gece evin heryeri tertemiz çarşaf

ne sağ taraf
ne sol taraf
her-yer-araf
belli yerin
belli yurdun
doğrudur herşey arafta duyduğun.

Salı, Ocak 03, 2012

ben adam olamaz mıyım?

bazen onlarca düşünce
dilimde satırlara dönüşüyor
sokağın ortasında
söyleyiveriyorum havaya
kulağıma güzel geliyo
dilinizi okşayacaklar biliyorum
ama o anda işte
nasıl yapayım
nasıl edeyim
yazamıyorum
içimde tutsam
durmuyorlar
söylesem uçuyorlar
sesleri var
imzaları yok
karınları aç
karınları tok
bir bildiğim de yok
durup düşününce sokak lambasının altında
sussam olmuyor
konuşsam boş
uçuyor söylediklerim
ve bilmiyorum
kalıcımı satıra üflediklerim
ah benim gördüklerim
aaaah benim bildiklerim
vah ki vah beni ben yapanlar
bi gidin artık vazgeçemediklerim
ben sandıklarım
benden sandıklarım
içimden gelen
susma diyen
beyninizi yiyen
dur adam dur
ne bu hız bu sürat
yavaş ol
sakin düşün
hemen konuşma
hemen düşünme
hemen üşüme
yürüme
bekle
nefes al
içine çek
tut içinde
ısın
ısıt
kat, katık et
boz
ezberlerini
gelir gider aklın
bilirim
biliriz
araflara koymaya çalışma
bilmediğin kendinle yarışma
bugünece alıştırmışsın
olmadığın şeye kendini alıştırma
inandırma
kandırma
aldırma
nefes al, nefes ver
hayat al, hayat ver
yanında senden biraz katık et
biraz söz
biraz ses ver
bi nota bul
bırak tınlasın
dalga dalga büyüsün tını
şimdi sakince arkana yaslan
içini çek
güzel bir düşünce geçsin aklından
bir gülümseme iz bıraksın yüzünde
gerin bi
şöyle kollarını aça aça
yani demem o ki
hayat bu
herşey belirsiz
"eğer"i yok, becerebil
doya doya yaşa


Çarşamba, Aralık 28, 2011

sevmediğim tek karanlık

unuttunuz mu
ben yorgunum
sanki en büyük serzenişim.
dilime yapışmış
dağınık ve karışmış
sokakları dolaşmış gibiyim
bilmediğim
anlamaya çalıştığım
hani öyle ağrıyor bacaklarım
öyle yer çekiyor
kanepeler gözüme bakıyor
hadi dik durma artık diye
ki ben dik durmam ki zaten
var mı öyle bir kaygım?
sırf buna çabaladığım bir an'ım?
sanki ben hep
kendimi bıraktım
hiç tutmadım
hiç durmadım
hiç dimdik durmalıyım demedim
kuyruğumu yukarda tutmadım
niye öyle çağırıyolar ki beni
ben bilmiyor muyum kendimi
yorgunluğum neyden?
hem yerden
hem gökten
toprak çekiyo
gökyüzü basıyo
içim kara
içim beyaz
hafifim aslında
buluttan hafif
ama yerleşmiş
kökleşmiş bu yorgunluk
derinlerde karanlık
ama derinler hep karanlıktır zaten
durum budur madem
lazım kürek ele
sallamak derine derine
çünkü hissediyorum
içimdeki güneş ışığı
yetişebilecek gibi
en derine.

SICAK / soğuk

kış geldi
bildiğiniz kış.
soğuk var
dizkapaklarımda hissettiğim,
yakarak onları
kendini hissettiren soğuk.
üşüdüm çok,
üşümüyorum yok.
saçmalamış çimenlere bakıyorum
basmıyorum üstlerine
etraflarından dolanıyorum
itlerle de dalaşıyorum
çalıları da dolaşıyorum
elimden gelene
dileyene
yol açıyorum.
bir duruyorum
bir kaçıyorum
bir geliyorum
içerisi dışarısı karanlık
dışım içim aydınlık
güneş var
bulut var
kar var
yağmurum var.
spor ayakkabılarım,
ıslak çorabım,
yırtık şemsiyem,
biraz ıslanırken,
biraz ısınırken,
bana eşlik eden.
bazen yağmur
sırf ben istedim diye yağar
inanmayın siz,
gök sırf benim için ağlar
ben artık ağlamayım diye.

Cumartesi, Aralık 17, 2011

kalem-traş

sus
sus be adam
hepten boz ezberleri
gelir gider aklın
yüzün yarım
sırtın pek
karanlık yarın
rüzgara sarın
gözün havada
yazık sana da
soluk bir havada
yağmur bekle
düşen damlalar
dilinden dökülsün
sen söyledin diye yağdı
yağsın hep
yağsın
yağsın
anlasın
anlarsın
yine ne yazdın bak
karmakarışık
eli bulaşık
kimi samimi
kimi yılışık
ne noktan var
ne virgülün
çok dikenin
çok gülün
sen bilme
bilen var
sen yeterki
duy be adam...

Salı, Aralık 13, 2011

gelgit

 yazarken dinlenilmiş, okurken dinlenilmesinde fayda görülen şarkı,
Link: "Günaydın Sol Yanım ( İncir Reçeli)"

şşşşş
ses çıkarmayın
ve en yerine
dokunmayın
el etmeyin
bırakın
örtün üstünü
uyuyanın üstüne kar yağar derler
huzurunu bozmayın
karasına ak bulamayın
aklarını topraklara sokmayın
susun
sakın ses çıkarmayın
yanından ayrılmayın
bidaha arayıp sormayın
hal hatır komayın
geri durun
beri gelin
boşa çabalamayın
anlamayın
anlatmayın
kaçmayın
hooop
bi bakmayın
bi sigara yakmayın
ve oturduğunuz yerden
aman ha
sakın ha
kalkmayın
düşsün
bi tekme de siz atın
ya da atmayın
bir parmak ta o baldan
o acıdan
siz tatmayın
nefes alın
ama sakın
ah almayın
derinlere dalmayın
yalnız
huzursuz
susuz
kalmayın
başladığınız yeri aramayın
nerde biter sormayın
batarsa çekin çıkarın
hissetmiyosanız batırın
hadi şimdi kalkın gidin
ve hoşgelin
delidir o
siz ona
bakmayın...

Cuma, Aralık 09, 2011

zembil

eeee ben şimdi yazarım
tırnaklarımla kazarım
dayanamam
tutunamam
çağlarım
ağlarım
öfkem uçar
nem tutar yanaklarım
soğuk nefesim atkıma değer
nekadar soğuk hava
ve nekadar sıcak bulunduğum yer
sağlamından bir yel eser
ankaranın ayazı
üfledi ruhuma
üşüdü eteklerim
ve kayboldu yedeklerim
sakladığım hınçlarım
kınında kılıçlarım
dışarlıklıyım artık
hiç oralardan olmamışım.
ben ne buraya aitim
ne bendeyim
biryerdeyim
biryerliyim
içimden gelen yere
memleket derim
ahhh çekerim
offf çekerim
güler geçerim
sonra bir tane düşer
kar gibi
beyaz gibi
soğuk gibi
temiz gibi
ben gibi
boyar gibi
kırmızıyı beyaza
kaplar tüm benliğimi
kendiliğimi
yürürüm sırtım dik
başım yukarda
ağzım açık
beklerken dilime düşsün diye taneler
sıcaklık değer yanağıma
bir el dokunur omzuma
döner bakarım
tam orda
işte ben

Perşembe, Aralık 08, 2011

sahibinden az kullanılmış ruh

şimdi nerden çıktı
bu şakaklarımdaki beyaz
yok artık daha neler
sakallarım neyse de
biraz abartmıyor muyuz?
neresinden takip ediyoruz hayatı
ruhen,
ve beden, nerede durmakta ısrarlı?
nerden yürümekte katı?
içimize sığmaz büyüttüğümüz bebekler
yırtarcasına karnımıza saldırırlar
çepeçevre zorlarlar
ama izin vermez yaş-lılık
sen ve ben ve biz ve siz
izin verdikçe
ancak yaş dokunur
yoksa o bebek doğar
bir güzel ağlar
içimde büyür
içinde yürür
içinize dokunur
içlerinde güler
hepimizle yaşar.
bıraksak ya
ne gerek var bedeni takibe
ve sorsak hakime
beraat ne zaman ?!? diye

Pazartesi, Aralık 05, 2011

benden geriye kalan

suratsızlığım benden
ve yeşilini sevdiğimin
kırmızısına baktığımın
mavisine doyamadığımın hayatından
gülümsetmeyi bilmediğinde
ağlatmayı sevdiğinde
ki ben gülerim de
ağlarım da
zevkle
şevkle
ve iştahla
karanlıkta ve aydınlıkta.
sarımsı bi his var
biyerlere bişeyler oluyo
birileri kapının kenarında duruyo
biz söylüyoruz
onlar kendilerine yoruyor
bunlar hergün oluyor
kaçmanın derdine yanmak mı
ölümsüzlüğe tapmak mı
yoksa tüm gemileri yakmak mı sorgusu
lan ben kimim sorusu
cevaplanamayacak
harmansız
yalın ve karışık
tez ve güç
yavaş ve hafif
birden hemen
nerden ve kimden?
elbette
benden, kimden olacak
istediğimden
bilemediğimden
edemediğimden
kalkarım yavaşça yerimden
zaten birşey gelmez elimden
bir ürperme geçer tenimden
hastalıktan ötürü derim
bir ilaç alır
yerime geçerim
ateşten işte tüm söylediklerim
ben bazen beni bilmem
o ya da bu sebepten
kendimden geçerim.

Cuma, Aralık 02, 2011

sen misafir değilsin ki

ee geldin okadar
biraz daha otur
gitme hemen
ben taze çay demledim
rengi kızıl göklerden
kokusu ise
en ellerimle hazırlanmış harman
birer sigara yakarız
pencerenin önünde otururuz
fiskosum var benim
laflarız biraz
biraz demleniriz çayımızla
sonra susarız biraz
yavaştan akşam olur
gün düşer
gece çıkar
sokağın ışıkları camdan içeri girer
üşeniriz ne güzel lambaları yakmaya
tüller açık öylece bakarız dışarı
memurlar eve döner
arabaların ışıkları gelir gider
güleriz biraz
biraz atıştırırız
bir masa lambası yakarız
bi kenarda sarı sarı yanar
uzaktan gelen ışık gibi
sonra gece çöker iyice
çöp arabaları gezer
biz otururuz orda
kahveler içilir
lokum da var hem
sonra uyku gelir biraz
ozaman işte
ister gidersin
istersen çok rahat bi kanepem var benim
temiz mis kokulu çarşaflarım
hazırlarım bir yatak sana
uyursun
sabah kahvaltı ederiz
işe gitmeden
sonra belki bakarsın
birdahaki geldiğinde
gitmek istemezsin hem

olsa da yazdım, olmasa da yazdım

ihtiyaç,
aldığın nefes
yediğin yemek
duyduğun söz
ruhun, içindeki öz
bir çift güzeli gören göz
bi sıcak sarılma
istenen bir yere varılma
yıkanıp arınma
omuzdur dar'ına
umuttur aslında yarına
bir hallerdir bazen
yanında yaren
kah gelen
kah giden
içini bilen
yoldan geçen
arayıp soran
susup yoran
ananın dokunuşu
komşunun gülüşü
dedikoducu bakkal
yolun çukuru
hava durumu
şişenin dibi
kuş gribi
hasta yatağı
borç batağı
atılan kazık
bana olan yazık
kurumlu baca
camideki hoca
işte hepsi ihtiyaç
duyar gibiyim
neme lazım
"şu" ya da "bu" diye
bak bana
duy ama iyice
ağlamayı bilmeyen
gülmekten nereyece keyf alır
en nihayetinde
ağlayarak gelmedik mi
şu fani dünyaya...

Perşembe, Aralık 01, 2011

soğuktan! sızlayan burnumun direği

elim gözüm müsait
aslında yazasım var da
içim dışım
işim gücüm darda
ve bildiğim tüm düşünceler
harda
cayır cayır yanmakta
sıradan uyuz bir kış gününde
uyuz bir kış güneşinde
kulağa değen
göze gelen
dilden ve elden dökülenlerle
avunmaya çalışmak
anlamsız işlerle
anlamsızlıkları birleştirip
çalışmaya çalışmak
yetişeceğin nere varsa sanki
kendinle yarışmak
düşüneceğine
insanların arasına karışmak
hava kararıyorya erkenden
ve insan geceye başlıyor
garip şekiller
tuhaf gölgeler sarıyor etrafını
karıştıkların kabullenir
karıştıkların ittirir
kimi omuz atar
kimi omzuna yatar
kimi başından atar
kimi hiç bakmaz
yan gelir yatar
dünyanın anasını satar
ne seni ne bu hayatı takar.
ve sen bilirsin ki
kış gecesinde
sokak ortasında,
gidecek yerin yoksa
ev dediğin bilindikten öte,
bacakların üşüyerek bekliyorsan
o bildiğin yere giden otobüsü
gecenin bi saati,
nereye gidersen git
kendini hep yanında götüreceksin...

Pazartesi, Kasım 28, 2011

göçenin ardından

ve kanatlanır...
sessiz çığlık,
acı,
öfke,
çaresizlik,
kayıp,
toprak,
gül,
diken,
kalanlar,
giden,
beklenen,
umarak
huzura erdiğini,
ve dindiğini
acının,
işte bu
herbir kelime
telaffuz ettiğim,
gelicek,
ve bulucak
herbirimizi.
hem bu taraftan
hem diğerinden.
ve yine,
ne gelir elimden
elimizden.
söyleriz en suskun cümleleri
dökeriz yaşı baştan ayağa
ve geriye bir dua kalır,
bir dilekle,
yağsa rahmet kabre...

Cuma, Kasım 25, 2011

yağmurdan önce

sus
bak en temizi susmak
hatta dur
susarak dur
yüzünü toprağa vur
ve kaldır gölgeyi
ne gerek var güneşe
bakma üçe beşe
grileri çağır
yağmuru yağdır
sesizliği boz
bire bin doz
ezilsin asfalt
ayaklarının altında
sular dağılırken
kirpiklerin ıslansın
görenler kıskansın
gözlerin parlasın
belki için kanasın
bilsinler biraz dardasın
yürü ışıklara kadar kavşaktaki
arabalar üstüne su sıçratsın
kaçsın
söv onlara
ana avrat, dümdüz
elini kolunu salla
işte zaten bu dünya
ıslak bi dünya
insanız hepimiz güya
ve sakın unutma
aslında hepsi biraz gerçek
ve hepsi biraz
rüya.

Perşembe, Kasım 24, 2011

akşam trafiği

başkaldırışları var güneşin
soğuğa inat
parlaklığı çok karat
amma bir sor
var mı faidesi içine?
aydınlığı bile
bence kendine.
hepimiz anca yanıyoruz
kendi derdine.
şimdi kapatsa hava
gri olsa yine ankara
düşürse kimisini dara
bunaltsa bazısını
getirse ağrısını
bana değmezki
grinin eli,
yağmurun teli
ıslatmaz beni.
üstüme düşen
inci tanesidir
ağlarken gök
ve kovalarken stop lambaları birbirini
hayallerini böler
gidip gelen silecekler.
yarım açılmış camdan
yavaşça çıkan sigara dumanı
yüreğine oturmuş kaya parçasının
baskılı buhranı
uzanırsın pakete
içmediklerin elinde
döner bakarsın geriye
aklın döner deliye
ve sorarsın
niye?

Pazartesi, Kasım 21, 2011

elli'nin ağıtı

şimdi
tam şu anda
sıyrılmışken kalabalıktan
ellerim dokundu ruhuna yine
ve tutamadım kendimi
suskunluğumu harmanladım
bölünmüşlüğümle
karışıklığımla
yatışmamışlığımla.
işte döküyorum
ne taş varsa eteğimde
elimde
gözümde
yüzümde
özümde işte, özümde.
hepsi kaldı dimi,
sadece ama sadece sözümde.
yazarken hiç bilmedim
ne diyorum ben
sonradan okudum
içimden dökülenleri,
ve hep sonradan anladım
dilimden dökülenleri,
"ulan neler demişim" diyor insan
"işte o parmaklar" diyor,
suçlarcasına " bunları yazan"
hep kaçan
hep yüreğini açan.
neyseler
ve keşkeler var
içimde
dışımda
heryerimde
ve heryerde
kafamı çevirdiğim
ve gözümü yumduğum
herbiryerde,
susduğum herbir derde
isyanım var
pişmanlıklarım elle tutulur artık
kendimden şikayetim var
susamadığım anlarım,
anlamsız yanlarım
kayısı bahçelerim
yol üstü kebapçılarım
ıhlamur ağaçlarım
köpek gibi
sevdalarım var.

Pazar, Kasım 20, 2011

lan'lı lun'lu itiraf

ulan hayat
çok boktansın bugün
biliyosun dimi!
ben ne desem boş da
sen durma konuş
hayatsın ya
sen ne dersen o işte
ulan hayat
çok boktansın bugün
izliyosun gizlice dimi
gülüyorsun kıs kıs
benim olamadıklarımla
senin olduramadıkların
birleşince kocaman oluyorlar
kocaman bir hiç
ruhum sanki piç
geç git işte gün
sus yürek
söndür yangınını
usluca suyunu iç
karmaşık hesaplar
mantıksal yasaklar
duygusuz kararlar
duygusal anlar
diyorum ya
benim içim yanar
dilim anar
gözüm arar
hiç diyemedim ama
avuçlarımda hala
sıcaklığı var

Çarşamba, Kasım 16, 2011

içimdeki istiklal kalabalığı

(Dilerseniz yazarken dinlediğim şarkıyla okuyabilirsiniz. Link : Murat Sakaryalı - Uzaklarda)


merhaba,
ne demekse o da.
sözüm budur
bir orda
bir burda
kaçamak satırlar
el altından satılan kelimeler
görünmez duygular
karaborsa niyetler
ödenen diyetler
kalabalık, hınca hınç dolu caddenin ortasında
yapayalnız dikilmek
selam verse de gelip geçenler
gör(e)memek
duy(a)mamak
bil(e)memek
yuvarlanmış gibi uçurumdan
hem bu yakadan
hem o yakadan
onca emek
ulan demek
hass.. demek
lanet okumak
kendine küfretmek
akan kalabalık
etrafında yukarı aşağıya
bir an düşünün
istiklal caddesini
hani başından baktımmıydı
orası bi filmdir
siz içinden seyredersiniz ya
öyle akar kalabalık
yüreğinden
kalbalık acı
ah başımın tacı
öyle akar gözlerimden
kalabalık
gözlerim dolu dolu
gülümsedim kocaman tam şu an.
kafam kazan
kim bunları söyleyen
bunları yazan
nasılsızım
sözlerim ellerimde
kapım açık
tüm kilitler yerlerde.

Pazar, Kasım 13, 2011

neler yazdınız parmaklarım, neden yazdınız?

bilmiyorum
ve kocaman boşluk
karışık biraz
biraz loşluk
acımasız
umursamaz
damda duran pabucumsu his
yüreğimin tik-takları
ölürcesine tiz
köşede kalmışlık
köşede bırakılmışlık
unutulmuşluk
atılmışlık
kaçılmışlık
dön başa bidaha oku
ben işte
ifade yoksunu
denizinin iğrenç yosunu
içindeki "ya ....." korkusu.
ve heryerde gördüğüm
ama heryerde
kaldırımın taşı
köşe başı
birisinin adı
başkasının yası
bir müzik sesi
bir eşya
bir nota
bir ses
bir vitrin
iki kelam, önceden
yanyana duran iki harf
kahverengi A4 zarf
reklam panosu
bilmem nerenin korusu
peçeteci çocuğun sorusu
fazlası var
eksiği yok
diyecek yok
diyecek çok
suratıma astığım gülen maske
duvarlarımın hareketi
elimin teri
yüreğimin sesi
canımın içi
şu kuşlar var ya bağıran
bi susun lan.
ıhlamurların dikenleri
ellere batan
mühürlenen yerler
evlerine kaçan herkesler
soğuk ayışığında
sokakta tek başına
ben'ler

Perşembe, Kasım 10, 2011

keşke masanın altına saklanmış olsaydım, bulmak kolay olurdu

günaydın
maşallahı olmayan
kirkbir sabaha iki kala
günaydın
hala ter içinde avuçlarım
ve hala nefessizim
sessizim
en kötüsü de
kendimsizim
bensizim
belki de tüm saçma dertler arasında
- ki bizimkilere dert denmez-
en kötüsü
kendinsiz kalmak
çünkü
kaybettiğin binlece şeyi
onlarca kişiyi
ve tüm ağırlıkları
tüm yükleri omuzlamak demektir
kendinsiz kalmak
kendini suçlamaktır
güvenini çöpe atmaktır
yorgunluğunu daimleştirir
gözünü körleştirir
beynin ve kalbin
herdaim seni eleştirir
tüm isteklerini geçiştirir
kendinsiz kalmak
kendine inanmamaktır
kendinsiz kalmak
en büyük günahtır
ayıptır
haramdır
yalandır
acıtır
kaçırtır
kendinden kaçırtır
aklını kaçırtır
elindeki uçurtmayı kaçırtır
ben beni zaten hiç bulamamıştım,
maşallahsız kirbire iki kala kadardır
hepten kaybettim kendimi
hükümsüzdür

Pazar, Kasım 06, 2011

bayramlık ağız

(Lütfen bu yazıyı da yine Link : Murat Sakaryalı - Hüzün ile okuyunuz)

açsam ya ağzımı
döksem ya
düşünceziliğimi
en içten halimle.
keşke inandırabilsem
gözyaşlarımın gerçekliğine
ve keşke
başarabilsek
keşke dememeyi
yüzü suyu hürmetine insanlığımızın
unutmasak bazen bazı şeyleri
kötülükler kadar
iyiliklerde kalsa yerinde
hatırlanmanın hafifliği
unutulmanın ağırlığından baskın olsa
keşke...
biryerlerinde duruyorum hayatın
kıyısı mı, dibi mi belli değil
ne tam bi bekleyiş
ne de bir seyir
iskele sancak karışmış beynimde
dünya girdap
kapılmış batıyorum
nekadar tutabilirim ki nefesimi
eziyetim en çok kendime
ciğerlerim acır ölürcesine
kendimden sonra üzdüklerim, ezdiklerim
ya şu bayramın yüzü suyu hürmetine
affedin ha, olmaz mı
bu bir tuhaf adamı
ben hiç niyetlenmedim üzmeye
düğüm düğümken içim
çıkmaz hiç sesim
ve aldığım dersim
bir ben bir kendim
hem çok değiştim
hem hiç değişmedim
ya tamam
bir kez olsun bi durun
bir dinleyin
üstüme gelmeyin
yok artniyet içimde
hernekadar söylesemde dilimle
yine zoru dedi dizeler
yine yuttu satırlar
yine zırvaladı bu deli
bir bakarsan bu yazılanların neresi yeni
varlığım belli
yokluğum belli
yüzünüze karşı anlatsam farkeder mi?
saklanmasam kelimelerime ne değişir?
bir garip osman
herzaman ki gibi
kendiyle çelişir
sus artık be adam
sus
suuuuuus
konuşma lan
istemiyorum, sesin çıkmasın artık
sus artık
sana ve herkese yazık
sus lan
sus artık
açma o bayramlık ağzını
aslında sana değil de
başka herkese yazık...

Cumartesi, Kasım 05, 2011

kimbilir bu neyin kafası?

bu kafayla ne yazılır
ancak dipsiz kuyular kazılır
denemedim hiç böylesini
ne öncesini
ne berisini
ne gerisini
geçtim kendimden
sevdim tüm gerisini
dedim ya kafam güzel
hayat üzer
birileri gezer
birileri dizer
birileri üzer
birileri düzer
hayat bu işte
kaçamadığın herşey
seni keser.
ne diyorum biliyor musunuz?
ben bilmiyorum
hiç de bilmedim
hiçbişeyi bilmedim
susmayı bilmedim
durmayı bilmedim
kalmayı bilmedim
gitmeyi bilmedim
sonra ben hiç
geceyi gerçekten görmedim
gündüzü hiç içmedim
o sokaklardan gerçekten hiç geçmedim
gözümde birilerini hiç seçmedim
yoldan geçenlere öyle baktım
anlamsızca her ayrıntıyı kafama taktım
ha bu arada unutmadan
ben yine hatırlatıyım
kafam güzel
hayat üzer
dedim ya
hayat üzer, hayat güzel
osman yazar
osman çizer
birtek şey yapamadı
osman susar dedi
susamadı
becermedi
duramadı
osman sadece durdu
geri kalanlar gitti
istemese de
herşey oldu, bitti
bir garip hikayeyi
osman bu gece
kadeh kadeh içti
...

Çarşamba, Kasım 02, 2011

kaotik hıçkırık

durulmama eğiliminde
ve şiddeti dengesizliğini sürdürmekte
kanamanın
cezası belirsiz
yaralamanın
nefsi müdafaa
kasten sözlü saldırı
baskıyla adam öldürmeye tam teşebbüs
hayırlar ve evetler
gözlerim
yerinden dökülmüş
sinir ağlarından demetler
koku yok
ses yok
sıcak mı?
his yok
karışık, yitik, bitik
azıcıktan fazla ölümcül
sınırlarında hayatın
belki sadece kalbe kalan
son bir atım
tik tak
sonra arkasından bakın
çok belli düzensizlik
kaosu tutabilirsiniz bile elinizle
hepiniz mi uğraşıyorsunuz
benim gibi kendi delinizle
içinizden böğüren bir deli
ne zamanı bilir
ne yeri
bağırır
sayar söver
acır ya
engelleyemez
duvarları
bilirsiniz
hani üstünüze gelen duvarları
sen duvarları engelleyemezsen
yaklaşırlar
yaklaşırlar
yaklaşırlar
sonra
ölürsün.

beyin parçalayan makineli tüfek

sırnaşık
karışık
yılışık biraz beynim
ekşi ve kekremsi
ağzımda
burnumda duyduğum
ve kurduğum cümle
devrik
yenik
yitik
boşa düşen
dolu mermi kovanının
farklı tıngırtısı
ve kaçışırken salak kalabalık
üstlerine sıktığımın keleşi
görünmez söz savuruşlarım
kırbaç paragraflar var elimde
her geri çekişimde sırtımda patlayan
arada beni unutan
kırmızı şeritten izler bırakan
saçma öbeklerden oluştum
sağa sola koşuştum
kafamı duvara vurdum
yumruğumu fayansa gömdüm
gözlerime perdeler ördüm
ona buna önüme gelene sövdüm
kendi kendimi dövdüm
ne yaptım ne ettim
beceremedim
olmuyor
kafama sıksam
ve
balkondan aşağıya uçsam
kuş/taş misali

Pazar, Ekim 30, 2011

sonbahar, acı, ankara

ve yuvarlarım taşlarımı aşağıya
tozu toprağa katar küçükcük çakıllarım
yetmez kimseye akıllarım
yalandan acımadı ki derim
kanarken herbiyerim
koşarken düştüm
kapıya vurdum
merdivenden yuvarlandım derim
sakinliğim acımdan
üflemeyle öpmekle geçmeyeninden
anne eli değsede iyileşmeyen
alışkanlıktan olsa gerek
kolonyalamak, yakmak, dağlamak
ee hepsinin üstüne
oturup birgüzel ağlamak
sonra kafanı gökyüzüne kaldırırsın
ağlarken hani
umutla bakarsın
sonbahar sana rüzgar verir
soğuğuyla beraber gelir
üşütür
hele ankara da
şairin dediği gibi
gridir gerçekten ankara
ama boynunda atkı
kafanda bere
gözünde üç damla yaşla
güzeldir ankaranın sokalarında gezmek
havasını içine çekmek
fazla yürürken
fazla düşünmek
sessiz sözsüz bir filmin
kamerası gibi görmek
dışında hissetmek hayatın
görünmez olmak
kaybolmak
yorulmak
oturmak
düşünmek
yine yorulmak
yine düşünmek
yine üşümek
sonra yine sonbahar
yine ankara
yine ağlamak
yine bağırmak
ama sesinin çıkmaması
tüm ankarayı yıkmaması
söylemeye çalıştığım
söylediğim yanlışların
ağzımda bıraktığı acı tadı
bari yağmurların yıkaması.

korkuluğun cenazesi

( Ben yazarken birşeyler dinlerim, bazen bir şarkı birkaç yazıya destek olur, bazen her şarkının bir yazısı vardır. Aşağıdaki parçayı bu yazıyı yazarken dinledim, siz de okurken dinleyin)
Link : Murat Sakaryalı - Hüzün

derin bir nefes
içine doğru
ta en derine
en derininden
ve ellerini yüreğine bastır
parmaklarının izi çıksın
ama ne mümkün sökmek
yavaştan
çok yavaştan acıyacaksın
ama hiç durmadan
kanayacaksın
tırnakların yüzünü
gözünü çizecek
yumrukarın kafatasını ezecek
sustuğun kadar ağlayacaksın
ağladığın kadar yaşayacak
ağladığın kadar öleceksin
düğümleneceksin
söveceksin dillerine
sarılacaksın dikenlerine
karışacaksın
yalnız kalabalıkların içine
için çekilirken
yüreğin ezilirken
nefes bile alamazken
güleceksin
tüm diğerlerine
bak tutamadım şimdi
şu an yine kendimi
kapandı gözlerim
dökerken içindekileri
ben öldüm de
haberim mi yok anne?

Çarşamba, Ekim 26, 2011

içimdeki öcülerim

yazmıyormuyum ben artık
durdum mu?
çıkmıyor mu sesim?
yüksek değil mi önceki kadar?
fısıldıyor muyum azar azar?
hem bağırsam ne yazar?
ama susmuyorum
kalemsizliğim bilinçli
ruhumun bilinçsizliğinden
derinliğimde değişen hiçbişey
hücrelerimde aynı şey
zaman yer ve herşey
keskin bıçak
sivri iğne
kağıt yarası
toprak karası
kanın ıslak hissi
yalan herşeyin ötesi ve berisi
suçlarım gerçek
yanlışlarım baki
biri alsın üstümdeki bu gerzek adamı
bilmekle susmak
anlamakla konuşmak arasındaki bağı
kesiversinler
biri demiş ki
"duymaktır asıl marifet
konuşarak bir yere varamazsın"
düşük çenenle
hiçbir yere varamazsın
sus artık, herkese
at sözcüklerini artık terkene
yum gözlerini
aç kulaklarını
ve bekle